Makale Koleksiyonu

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 20 / 116
  • Öğe
    Liberal demokrasinin meşruiyet krizine bir çözüm önerisi olarak akışkan demokrasi: Değeri ve ulusal ölçekte uygulanabilirliği
    (Seçkin Yayıncılık San. ve Tic. A.Ş., 2022) Bayra, Adem Ersin
    Demokrasi, kökenleri M.Ö. V. yüzyıla dayanan bir kavramdır. Ancak iki bin beş yüz yıllık geçmişine rağmen içeriğine yönelik tartışmalar güncelliğini korumaktadır. Nitekim bu süreç boyunca demokrasiden anlaşılan hep farklı olmuştur. Bu kapsamda Antik Yunan’da uygulanan demokrasi ile günümüzde hâkim olan liberal demokrasi yaklaşımı arasında büyük farklar bulunmaktadır. Bunlardan en belirgin olanı çağımızda doğrudan demokrasi uygulamalarının oldukça sınırlı kalması ve temsili demokrasinin yaygınlık kazanmasıdır. Bu büyük ayrışma demokrasinin hem kavramsal sınırlarının tam olarak çizilemediğini hem de hala değişme potansiyeline sahip olduğunu göstermektedir. Öyle ki seçimlere olan ilginin her geçen gün daha fazla azalması liberal demokrasinin bir meşruiyet krizi içinde olduğuna dair tartışmaları artırmaktadır. Bu noktada teorisi oldukça eskiye dayanıyor olsa da XXI. yüzyılda Korsan Parti hareketi ile gündeme gelen akışkan demokrasi modelinin liberal demokrasinin krizine çare olacağı savunulmaktadır. Zira bu yeni demokrasi tipi vatandaşlara demokratik süreçlere sadece temsilciler aracılığı ile değil, doğrudan katılım imkânı da sunmaktadır. Diğer taraftan oyların geçişliliği ya da herhangi bir seçim periyodu beklenmeksizin geri çekilebilmesi gibi özellikleri ile aktif bir siyasal yaşam vaat etmektedir. Ancak tüm bu olumlu özelliklerine rağmen akışkan demokrasi, siyaseti değerlerinden arındırarak günlük yaşama indirgemektedir. Üstelik elinde çok sayıda oy toplayan temsilcilerin sisteme egemen olma riski de bulunmaktadır. Bu doğrultuda çalışmada akışkan demokrasi teorisinin genel çerçevesi ve ulusal ölçekte liberal demokrasinin meşruiyet krizine çözüm olup olamayacağı sorusu tartışılacaktır.
  • Öğe
    Basit Tıbbi Müdahalelik (BTM’lik) yaralamalar ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hükümlerinin tatbiki meselesi
    (Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, 2022) Artuk, Mehmet Emin; Yılmaz, Erol
    5237 sayılı TCK m. 86/2’de kasten yaralama fiilinin etkisinin basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olduğu hallerde temel kasten yaralama fiillerine nazaran daha hafif bir yaptırım öngörülmektedir. Basit tıbbi müdahalelik yaralamanın müstakil bir hüküm olarak vazedilmesi birtakım sonuçları beraberinde getirmektedir. Bu sebeple hangi yaralamaların basit tıbbi müdahalelik olduğunun tespiti, cezai sorumluluk açısından hayati önem taşımaktadır. Bu yaralamalar bilhassa TCK m. 87’de düzenlenen neticesi sebebiyle ağırlaşmış hükümlerinin tatbiki hususunda önem arz etmektedir. Bunun yanı sıra basit tıbbi müdahalelik yaralamaların tespit ve takdiri, teşebbüs, haksız tahrik ve diğer ceza hukuku kurumlarının uygulanması bakımından önemli rol oynamaktadır. Bu çalışmada, basit tıbbi müdahalelik yaralamanın tespiti bakımından nasıl bir metot izlenmesi gerektiği hususunda çözüm önerilerinde bulunulmuştur. Sonrasında ise bu metotla tutarlı olarak hem neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç meselesinde hem de teşebbüs ve haksız tahrik gibi diğer ceza hukuku kurumlarının tatbiki bakımından çözüm önerilerinde bulunulmuştur.
  • Öğe
    Adi ortaklıkta itiraz hakkı
    (Banka ve Ticaret Hukuku Enstitüsü-Türkiye İş Bankası A.Ş. Vakfı, 2022) Bingöl, Muhammet Emin
    Adi ortaklıkta kural olarak tüm ortaklar yönetim yetkisine sahiptir. Söz konusu yönetim yetkisi Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 625. maddesinde yedek hukuk kuralı olarak düzenlenmiştir. Bununla birlikte yine TBK’nın 625. maddesinin 2. fıkrasında “yönetici ortaklara” itiraz hakkı tanınarak, bireysel yönetimin ortaya çıkarabileceği sorunların önüne geçilmeye çalışılmış, bireysel yönetim ile birlikte yönetim arasında tabiri caiz ise bir köprü inşa edilmiştir. Adi ortaklık yönetimi bakımından büyük öneme sahip olan itiraz hakkına ilişkin gerek Türk hukukunda gerek mukayeseli hukukta birçok tartışmalı husus bulunmaktadır. Hatta mukayeseli hukukta uzun süreden beri tartışılan hususların birçoğu Türk hukukunda yeterince tartışılmamıştır. Bu çalışma içerisinde, itiraz hakkının sahibi ile muhatabı, itiraz hakkının kullanılması için ön koşulların var olup olmadığı, itirazın geçerlilik şartları ile itirazın geçersiz olarak kabul edileceği hâller ve itirazın hukukî sonuçları ele alınmıştır.
  • Öğe
    E-ticaret platformları lehine öngörülen en çok kayrılan müşteri kayıtlarının rekabet hukuku bakımından değerlendirilmesi
    (Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 2023) Bingöl, Muhammet Emin
    Platformlar, farklı kullanıcı gruplarını bir araya getirmekte ve ürün veya hizmete konu işlemin gerçekleştirilmesinin sağlanması ya da ilgili işlemin yapılmasını kolaylaştıran aracı işlevini barındırmaktadır. İnternetin yaygınlaşması ile birlikte e-ticaret platformlarının sayısı da gittikçe artmış, ilgili platformlar da piyasada etkili olabilmek adında en çok kayrılan müşteri kayıtları gibi kayıtlara sıklıkla başvurmaya başlamışlardır. Bunun üzerine gerek doktrinde gerekse yerel ve AB rekabet otoriteleri ilgili kayıtların rekabet hukuku bakımından ne tür sonuçlar meydana getirdiğini incelemiştir. Söz konusu kayıtlar Türk Rekabet Kurulu tarafından da bazı soruşturmalar çerçevesinde inceleme altına alınmıştır. Bununla birlikte platformlar lehine öngörülen en çok kayrılan müşteri kayıtlarına ilişkin olarak genel bir çerçevenin çizildiğinden bahis pek mümkün gözükmemektedir. Bu çalışmada da platform en çok kayrılan müşteri kayıtları, AB tarafından kabul edilen ve henüz çok güncel olan yeni Tüzük ile kılavuz ve Rekabet Kurulu tarafından verilen kararlar çerçevesinde hukuken değerlendirilmiş, platformların hukukî niteliklerinin acente olduğu ve platform en çok kayrılan müşteri kayıtları özelinde 2002/2 sayılı Tebliğ’de değişiklik yapılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
  • Öğe
    Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi yoluyla sosyal ve ekonomik hakların dolaylı olarak korunması üzerine değerlendirmeler
    (İstanbul Medeniyet Üniversitesi, 2023) Bayra, Ersin
    Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) esas olarak temel hakları güvence altına almıştır. Bununla birlikte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kayda değer sayıda davada, sosyal ve ekonomik haklara ilişkin uyuşmazlıkları çözüme kavuşturmuştur. AİHM içtihadı incelendiğinde, sosyal ve ekonomik haklar alanında medeni ve siyasi haklara uygulanan rejimden farklı olarak, başvuruya konu hakka ilişkin değerlendirme yapmaktan kaçınılarak, doğrudan toplum ile bireyin çıkarları arasında olması beklenen adil dengenin kurulup kurulmadığı test edilmektedir. Bununla birlikte AİHM, sosyal ve ekonomik hakları AİHS kapsamında korurken, temel haklara ilişkin perspektifini kullanmayı sürdürmektedir. Bu doğrultuda, kimi zaman adil yargılanma hakkı ve ayrımcılık yasağı gibi AİHS hükümlerine başvurulmakta, ayrıca sosyal ve ekonomik haklar AİHS’te yer alan diğer haklarla ilişkisi üzerinden ele alınmaktadır. Çalışmada, sosyal ve ekonomik hakların, AİHS yoluyla korunma imkânı üzerinde durulmaktadır.
  • Öğe
    Bir onarıcı adalet modeli olarak uzlaştırma ve bu kapsamda taksirle yaralama suçunun değerlendirilmesi
    (Seçkin Yayıncılık, 2023) Alan, Esra
    Fail ve suç kavramları ceza hukukunun en önemli konuları arasında yer alırken çoğu zaman mağdur arka planda kal- mıştır. Ceza hukukunun toplumu koruma görevini en iyi şekilde yerine getirebilmesi için mağdurun da süreçte önemli bir yer tuttuğu gerçeğinin kabul edilmesi gerekmektedir. Suç mağdurunun ihmal edildiği tartışmaları artınca suçtan doğan mağduriyetin giderilmesi yöntemleri üzerinde durulmaya başlanmıştır. Bu gelişmeler sonucunda, özellikle “onarıcı adalet” adı altında bir kavram ortaya çıkmıştır. Onarıcı adalet anlayışının gelişimi ve bu anlayışın uluslararası ve ulusal seviyede destek görmesi ceza hukuku alanında alternatif çözümlerin gelişimini hızlandırmıştır. Bu alternatif çözüm yollarından biri uzlaştırmadır. Klasik ceza adalet sisteminin eksikliklerini gidermek amacı ile kabul edilen uzlaştırmada, işlendiği iddia edilen suç nedeniyle, şüpheli/sanık ile mağdur veya suçtan zarar gören arasında mey- dana gelen çekişme bir uzlaştırmacının girişimiyle, ceza muhakemesi dışında çözülmektedir. Uzlaşma kapsamında olan taksirle yaralama suçlarında uzlaştırma süreci uzlaşma teklifi ve müzakere aşaması ayrıca değerlendirilmelidir. Bu suçların mağdurda bedensel acıya sebep olması, uzlaştırma sürecinde mağdur ve fail arasında gerçekleştirilecek müzakereler açısından ayrıca önem arz etmektedir. Bu nedenle bu suçlar bakımından uzman uzlaştırmacıların gö- revlendirilmesinin ve uzlaştırmacılara taksirle yaralama suçları bakımından özel uygulama bilgisi kazandırılmasının önemli olduğu kanaatindeyiz. Taksirle yaralama suçlarında meydana gelen zararın giderilmesi konusu son derece has- sasiyetle yaklaşılması gereken bir durumdur. Bu da bu suçlar bakımından uzlaştırma sürecinin uzman uzlaştırmacılar tarafından gerçekleştirilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.
  • Öğe
    The leaf and stem anatomy of two endemic salvia (Section Salvia, Lamiaceae) from Turkey: S. aucheri subsp. canascens and S. heldrichiana
    (2021) Ekşi, Gülnur; Yılmaz, Gülderen
    Salvia L. has a wide variety of traditional usages as digestive, appetizer, carminative, antiseptic, stimulant, pain reliever, antipyretic, diuretic, antitussive and for bronchitis, asthma and cold. Anatomical features are extremely important for the taxonomy of Salvia species, especially leaf and stem represent many specific characteristics. The aim of this study is to determine the distinctive anatomical structures of S. aucheri subsp. canascens (Boiss. & Heldr.) Celep, Kahraman & Doğan and S. heldreichiana Boiss. comparatively. The transverse-sections were taken from the leaf and stem to determine the anatomical features of two Salvia species. They differ in many anatomical characters like leaf type, which is bifacial and hypostomatic for S. aucheri subsp. canascens and monofacial and amphistomatic for S. heldreichiana. Besides, the leaf surfaces of both species are covered by different types of glandular trichomes. The midrib contains a big vascular bundle in S. aucheri subsp. canascens and has three big vascular bundles in S. heldreichiana. Additionally, the stem surface of S. aucheri subsp. canascens is glabrous while the stem is pilose in S. heldreichiana. In conclusion, our anatomical results were contributed to the taxonomy of S. aucheri subsp. canascens and S. heldreichiana and confirmed the importance of anatomy in the species level for the genus.
  • Öğe
    Türkiye’de tıbbi yardımla üreme tedavisine erişim ve üreme hakları
    (İstanbul Medipol Üniversitesi, 2021) Mega, Ertunç; Yenerer Çakmut, Özlem; Sert, Gürkan; Ata, Pınar; İlçin Gönenç, Fulya
    Sağlık hakkı bireyin fiziksel, ruhsal, sosyal iyilik hâlinin devamı için sahip olduğu hakları ifade eder ve bireye sağlıklı yaşamının devamı için ve sağlığının bozulması durumunda sağlığını kazandırmak için gerekenlerin yapılmasını talep etme hakkı verir. Sağlık hakkına ve kapsamına uluslararası belgelerde yer verilmiş ve üreme haklarının bu hakkın önemli bir bileşeni olduğu ve sağlık hakkından ayrılamayacağı özellikle belirtilmiştir. Bu kapsamda devletlerin, cinsel hakları ve üreme haklarını tanıyan, koruyan, kullanılmasını sağlayan, kanun çıkartma ve politika geliştirme gibi gerekli önlemleri alma yükümlülükleri bulunmaktadır. Devletlerin yükümlülükleri arasında sayılan pek çok üreme sağlığı hizmetinin yanında, infertilite durumlarında bireylerin üreme sağlığı ile ilgili hizmetlerden ve bu konudaki tıbbi gelişmelerden yararlanmasını sağlama yükümlülükleri de vardır. Bireylerin bu haklardan yararlanması, çocuk sahibi olup olmamaya karar verme haklarının da bir parçasıdır. Sağlık sorunları nedeniyle doğal yollarla çocuk sahibi olamayan bireylerin bilimsel ve teknolojik gelişmeler kapsamında geliştirilen teknikler ile çocuk sahibi olabilme imkânından yararlanabilme hakları vardır. Makalemizde, üreme hakları bağlamında, bireylerin infertilite durumlarında üremeye yardımcı tekniklere erişim hakkı Türk Hukuku çerçevesinde incelenmiştir.
  • Öğe
    Türk hukukunda merkezi karşı taraf kuruluşlarının temerrüt haline ilişkin düzenleme ihtiyacı ve örnekler ışığında öneriler
    (İstanbul Medipol Üniversitesi, 2021) Eryiğit, Harun
    Merkezi karşı taraf kuruluşları piyasalardaki işlevleri gereği modern finansal sistemin en önemli yapı taşlarından birini oluşturmaktadır. Ancak finansal piyasalarda yaşanan büyük krizler bu kuruluşların da sorgulanmasına neden olmuştur. Bu kapsamda özellikle merkezi karşı taraf kuruluşlarının ödeme gücü yeterliliği ve bu yeterliliğin kaybı nedeni ile ortaya çıkacak temerrüt durumu yasa yapıcıların dikkatini çekmiş, konu özel olarak düzenleme altına alınmıştır. Ülkemizde merkezi karşı taraf kuruluşlarına ilişkin temel düzenlemelerin yapıldığı kanun ve ikincil mevzuatta bu yönde bir hükme yer verilmediği görülmüş, bu kapsamda ESMA bünyesinden seçilen merkezi karşı taraf kuruluşlarının prosedürleri incelenerek öneriler getirilmiştir.
  • Öğe
    Büyük Doğu Japonya depremi sonrası Japon mevzuatında görülen eksikliklerin düzeltilmesi bağlamında deprem ve hukuk
    (Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 2021) Bayra, Ersin
    Japonya coğrafi konumu itibariyle sık sık deprem ve tsunami gibi doğal felaketlerle karşı karşıya kalan bir ülkedir. Bu nedenle geçmişten beri doğal felaketler hususunda çok kapsamlı bir mevzuata sahip olmuştur. Ancak 11 Mart 2011 tarihinde yaşanan 9.0 büyüklüğündeki deprem bu kapsamlı mevzuatın aynı anda yaşanabilecek felaketler karşısında yetersiz kalabileceğini ortaya çıkarmıştır. Öyle ki deprem sonucu meydana gelen tsunami nükleer ölçekte bir krize neden olmuş, arka arkaya yaşanan bu üç felaket (deprem, tsunami ve nükleer sızıntı) sebebiyle mevcut afetle mücadele araçları etkisiz kalmıştır. Bunun üzerine Japonya’nın doğal felaketlere ilişkin mevzuatında kapsamlı bir değişikliğe gidilme ihtiyacı hasıl olmuştur. Bu minvalde çalışmada 2011 yılında gerçekleşen bu üç büyük felaket sonrası Japonya’da elde edilen tecrübelerin hukuka nasıl yansıdığı sorusu ele alınacaktır. Bu kapsamda çalışma sonucu Türkiye gibi deprem kuşağında yer alan bir ülkenin söz konusu tecrübelerden faydalanması amaçlanmaktadır.
  • Öğe
    Muvakkat kanunlar ve ittihat ve terakki cemiyeti
    (İstanbul Medipol Üniversitesi, 2021) Şahin, Abdullah Musab
    Muvakkat kanunlar Kanûn-ı Esâsî’ye göre çeşitli şartlara bağlı olarak meşru kabul edilmiş tasarruflardır. Madde kapsamında düzenlenen şartların varlığı halinde ve meclisin toplanması mümkün olmuyorsa hükümetin bu tip düzenlemeler yapması söz konusu olabilecektir. Muvakkat kanunlar veya kararnameler imparatorluğun son senelerinde hukuk tarihimiz açısından önemli kararların alınmasında bir usul olarak kullanıldıkları için oldukça önemlidirler. Ayrıca, II. Meşrutiyet’in ilanının ardından meclisin önce yüceltilmesi, sonrasında biraz da bu yöntemin kullanılması suretiyle etkisizleştirilmesi oldukça tepki çekmiştir. Bahsettiğimiz döneme damga vuran İttihat ve Terakki Cemiyeti, bazıları tarafından bütün muvakkat kanunlardan sorumlu olarak değerlendirilmiştir. Halbuki bu yöntemi yalnızca bir İttihatçı silahı olarak kabul etmek doğru değildir. Sorumluluğun tespiti açısından on senelik dönem ikiye ayrılarak incelenmiştir. İttihat ve Terakki’nin iktidarı tam manasıyla eline alması yani hükümetin doğrudan bu parti üyelerinden oluşması ancak ikinci beş senelik dönemde söz konusu olabilmiştir. Çalışma kapsamında, 1908 ve 1918 seneleri arasında tasdik edilen muvakkat kanunlar veya kararnameler Düstur üzerinden incelenmiş ve seneden seneye sayısal olarak tasnif edilmiştir. Ayrıca bu yöntemin kullanıldığı alanlar ve konular, genel çerçevede incelenmiştir. Dönemin tamamı açısından genel bir yorum yapmak gerekirse, muvakkat kanunları henüz genç parlamento ile hükümet arasındaki bir mücadele alanı olarak kabul etmek gerekir.
  • Öğe
    Mirasın temsilci aracılığıyla reddedilmesi halinde özel yetkinin gerekli olup olmadığı hususunun öğretideki görüşler ve yargıtay kararları ışığında değerlendirilmesi
    (2021) Yavuz, Cevdet; Açıkgöz, Osman
    Mirasın reddi, yetkilendirilmiş bir temsilci aracılığıyla yapılabilir. Ancak temsilcinin özel yetkiye sahip olmasının gerekip gerekmediği hususunda kanunda açık bir hüküm yoktur. Türk Medeni Kanunu’nun Velayet, Vesayet ve Miras Hükümlerinin Uygulanmasına İlişkin Tüzük m. 39’da, “istem, bu konuda yetkisi olan vekil tarafından yapılmış ise….” ifadesi yer almaktadır. Yetkili temsilcinin özel olarak yetkilendirilmiş olmasının gerekli olup olmadığı hususu öğreti ve uygulamada tartışmalara yol açmıştır.
  • Öğe
    Hak ve özgu?rlu?kleri sınırlandıran kavramların tasnifi ve derecelendirmesi - II: Milli gu?venlik
    (İstanbul Medipol Üniversitesi, 2021) Bayra, Adem Ersin
    Hak ve özgu?rlu?kleri sınırlandıran kavramlar ihlalin yoğunluğu, coğrafi tesir alanı ve su?rekliliği bakımından tasnif edilebilir. Bu açıdan yapılan tasnifte hak ve özgu?rlu?kleri sınırlandıran kavramlar iki öbekte ele alınabilir. Zira bu öbeklerden birincisi kamu du?zenine, ikincisi ise milli gu?venliğe ilişkin kavramlardan oluşmaktadır. Bu kavramlardan kamu du?zenine ilişkin olanlar su?re bakımından daha geçici, coğrafi olarak ise daha sınırlı bir alanı işaret etmektedir. Bu çalışmanın konusunu oluşturan milli gu?venliğe ilişkin kavramlar ise devletin varlığına ve bekasına yöneliktir. Öyle ki milli gu?venliğe yönelik tehditleri bertaraf etmek için olağanu?stu? hâl rejimlerine başvurulabilmektedir.
  • Öğe
    Yargı kararları ışığında yabancı uyruklu gerçek kişilerin Türkiye’de miras yoluyla taşınmaz edinmesi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi, 2021) Oruç, Murat; Kulaklı, Emrah
    Türk Medeni Kanunu m. 577 vd. hükümleri, bir kimsenin mirasçı veya vasiyet alacaklısı olabilmesi için gerekli şartları belirlemektedir. Bununla birlikte, yabancı uyruklu gerçek kişilerin Türkiye’de taşınmaz edinebilmelerine ilişkin Tapu Kanunu m. 35’te özel bir düzenleme mevcuttur. Bu hükümde yapılan 2003 tarihli değişiklik sonrası yabancı uyruklu gerçek kişilerin Türkiye’de taşınmaz edinebilmelerine ilişkin şartlar köklü değişikliklere uğramıştır. Bu bağlamda çalışmamızda öncelikle TMK hükümleri çerçevesinde mirasa ehil olmanın şartları genel olarak açıklanacaktır. Sonrasında, konumuzun esasını teşkil eden yabancı uyruklu gerçek kişilerin Türkiye’de taşınmaz mal edinebilmelerini düzenleyen Tapu Kanunu m. 35 hükmü, 2003 yılı değişikliği öncesi ve sonrası olacak şekilde ele alınacak, mülkiyet ve miras hakkı bağlamında hukukî sorun ortaya koyulacaktır. Konuya ilişkin Yargıtay, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları çerçevesinde yapılacak değerlendirmelerin ardından sonuç kısmında birtakım tespit ve kanaatlerimize yer verilecektir.
  • Öğe
    Ticari dava şartı olan arabuluculuk başvurularında nispi ticari davanın tespiti
    (İstanbul Medipol Üniversitesi, 2020) Eryiğit, Harun
    7155 sayılı kanun ile arabuluculuk ticari davalar bakımından bir dava şartı olarak düzenlenmiştir. Bu durum, ticari davaların tespitinde ticari işletmenin varlığına ilişkinolarak yaşanan tartışmaların arabuluculuk sürecine sirayet etmesine sebep olmuştur. Yapılan değerlendirmeler sonucunda soruna gerçek anlamda bir çözüm üretilebilmesinin ancak arabuluculuk kurumunun yapısına uygun kriterlerin tespiti ilemümkün olduğu görülmüştür. Bu tespite uygun olarak önerilerde bulunulmuştur.
  • Öğe
    Hukuk muhakemeleri kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında 20 Mart 2020 tarihli Kanun Teklifi’ne ilişkin bazı açıklamalar ve kanun teklifinin değerlendirilmesi
    (2020) Öztek, Selçuk; Taşpınar Ayvaz, Sema; Kale, Serdar
    “Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi” 20.03.2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na arz edilmiştir. Bu teklif ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun elli maddesinde değişiklik yapılması öngörülmektedir. Değişiklikler yapılırken HMK’nın ruhunu ve amacını muhafaza etmek bakımından özel bir titizlik gösterilmiş ve bu bağlamda değişikliklerde HMK’nın aksayan yönlerinin tespit edilmesi ve çözüm bulunması, ön inceleme kurumunun gözden geçirilmesi, yargılama usullerinin daha işlevsel hale getirilmesi gibi amaçlar ön planda tutulmuştur. Değişiklikleri hazırlayan Bilim Komisyonunda yer alan üyeler tarafından hazırlanan bu makalede, HMK’da yapılacak değişiklikler detaylı bir şekilde incelenip değerlendirilmiştir.
  • Öğe
    Federal Yüksek Mahkeme’nin çevre suçlarında faillik konulu önemli bir emsal kararı
    (Antalya Bilim Üniversitesi, 2020) Artuk, Mehmet Emin; Atladı, Ramazan Barış
    Özel gözlem gerektiren tehlikeli atıkların depolanması alanında faaliyet gösteren bir işletmeden kaynaklanan atıkların, evsel atıkların imhası için depolama tesisine nakline yönelik, maddî açıdan hatalı bir izin yazısını kasten kaleme alan kamu görevlisi, izin yazısı muhatabının bu nakil işlemini gerçekleştirmesi hâlinde, Alm.CK prg.326/1 hükmü uyarınca çevreyi tehlikeye sokacak şekilde atık imhası suçunun hem müşterek fail ve hem de dolaylı faili olabilir. Aynı durum izin sürecine katılan, yetkili kamu dairesine hitaben düzenlediği yanlış görüş yazısı ile ilgili izin yazısının yazılmasına etki eden, mütehassıs kamu kurumunda çalışan personel bakımından da geçerli olacaktır.
  • Öğe
    Ziynet eşyasına ilişkin sorunların yargıtay kararları ışığında değerlendirilmesi
    (Marmara Üniversitesi, 2019) Kulaklı, Emrah
    Ziynet eşyasına ilişkin mevzuatımızda doğrudan bir düzenleme yer almamaktadır. Buna karşın, düğün münasebetiyle gelin ve damada yakınları tarafından verilen ziynet eşyalarının evlilik birliğinin sona ermesi halinde taraflara iadesine ilişkin genel hukuk ilkeleri ile çelişkiler içeren Yargıtay içtihatları, konuyu oldukça tartışmalı hale getirmiştir. Gelin veya damattan hangisinin ailesi veya davetlisi tarafından verildiğine bakılmaksızın ziynet eşyasının tümünün kadının kişisel malı olduğu yönündeki Yargıtay içtihadı, tartışmanın odak noktasını teşkil etmektedir. Bu bağlamda çalışmamızda, öncelikle ziynet eşyasının tanımı ve hukukî niteliğine ilişkin açıklamalarda bulunulacaktır. Ardından tartışılan Yargıtay içtihatları hakkında bilgi verilecek ve hukukî sorun ortaya koyulacaktır. Son olarak ise başta Türk Medeni Kanunu (TMK.) olmak üzere ilgili mevzuatın lafzı ve ruhundan yola çıkılarak konuya ilişkin Yargıtay içtihatları değerlendirilecek ve sonuç kısmında kanaatlerimize yer verilecektir.
  • Öğe
    Meslekten satıcının ayıptan sorumluluğu
    (İstanbul Medipol Üniversitesi, 2019) Yavuz, Cevdet
    Türk Borçlar Kanunu ayıptan doğan sorumluluk rejiminde satıcının ağır kusurluolmasına üç önemli hukuki sonuç bağlamıştır. Buna göre ağır kusurlu satıcı, ayıplarınsüresinde ihbar edilmediğini ileri süremez, ayıptan doğan haklar için kanundaöngörülen kısa zamanaşımı süresinden faydalanamaz, sorumsuzluk anlaşmasınadayanarak sorumlu olmadığını iddia edemez. Ayıptan sorumluluk rejimi içerisindeböylesine önemli hukuki sonuçlar bağlanan ağır kusurun varlığına ilişkin olarakTBK.m.225/II’de meslekten satıcılar bakımından ağır kusur varsayımı kabul edilmiştir.818 sayılı Borçlar Kanunu’nda yer almayan hüküm, ulusal ve uluslararasıalanda elde edilen kazanımlar sonucunda tarafımızca 818 sayılı Borçlar Kanunudöneminde tezimizde savunulmuş, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile yasallaşmıştır.TBK.m.225/II’de yer alan ağır kusur varsayımı, hukuki ilişkilere egemendürüstlük kuralı ışığında, kanunen gerçekleştirilen bir değerlendirmedir. İşbu kural,hayatın olağan akışının kurallaştırılması niteliğinde değil, hayata yön verenbir hukuk politikası özelliğine sahiptir. TBK.m.225/II ayıptan doğan sorumlulukrejiminde satıcının ağır kusurlu olmasına sonuç bağlanan tüm konularda uygulamaalanına sahiptir. TBK.m.225/II eşliğinde hem TBK.m.225/I hem de TBK.m.221hükümleri tacirler arası satışlarda da uygulanacaktır.
  • Öğe
    Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin hukuki çerçevesi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi, 2019) Özdemir, Halit Eyüp
    24 Haziran 2018 tarihinde yürürlüğe giren Anaysa değişikliği, yürütme organının yapısındave yürütmenin düzenleyici işlemleri bağlamında önemli yenilikleri düzenlemiştir.Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle, Anayasa’da belirlenen sınır dahilinde,kanuni bir yetkilendirmeye muhtaç olmadan ilk elden düzenleme yapma yetkisinekavuşmuştur. Anayasa’da değişiklikten önce oldukça sınırlı bir alana sahip olanCumhurbaşkanlığı kararnamelerinin düzenleme alanı genişletilmiştir. Değişiklikler neticesinde,Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin, niteliği, düzenleme alanı, kanun ile arasındakiilişki gibi hususlarda belirsizliklere ve tartışmalara yol açmıştır. Bu makale ile genel olarak Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin hukuki çerçevesi çizilerek, söz konusudeğişikliklerin yarattığı temel tartışma konuları irdelenmektedir.