Makale Koleksiyonu

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 7 / 7
  • Öğe
    COVID-19 pandemisi döneminde intörn hemşirelerin mesleki imaj algılarının incelenmesi
    (İstanbul Gelişim Üniversitesi, 2021) Dost, Ayşe; Aslan Huyar, Derya; Tunçay, Hatice Büşra
    Amaç: Bu çalışma COVID-19 pandemisi döneminde intörn hemşirelerin mesleki imaj algılarının incelenmesi amacıyla yapıldı. Yöntem: Tanımlayıcı tipte olan araştırmanın örneklemini 2020-2021 akademik eğitim öğretim yılında bir vakıf üniversitesinin hemşirelik bölümü 4.sınıf programında kayıtlı olan 170 intörn hemşire oluşturdu. Veriler “Kişisel Bilgiler Formu” ve “Hemşirelik Mesleğine Yönelik İmaj Ölçeği (HMYİÖ)” kullanılarak Google Forms ile toplandı. Bulgular: Katılımcıların %83,8’i (n=145) kadın ve yaş ortalaması 21,86±1,84 yıl olup, %15’i (n=26) COVID-19 tanısı aldığını belirtmiştir. %89,6’sının hemşirelik mesleğini isteyerek seçtiği, %59,5’inin salgında aktif olarak çalışmak istediği, salgın sürecinde endişe boyutlarına dair %67,1’inin “kaygı duyuyorum” yanıtını verdiği, en çok korku, endişe hissettikleri ve bu durumun geçici olduğunu belirttikleri saptandı. İntörn hemşirelerin mesleki imaj ölçeği puanı 153,76±9,38 (min.-max.değerler: 102-174) puan olarak tespit edilmiştir. Kaygı duyduğunu belirten, hemşireler için alınan önlemleri yeterli bulmayan ve hemşirelik mesleğini isteyerek seçmeyen intörn hemşirelerin HMYİÖ sıra ortalamalarının mesleği isteyerek seçenlere göre düşük olduğu saptandı (p<0,05). Sonuç: COVID-19 pandemisi sürecinde intörn hemşirelerin mesleki imaj algılarının iyi düzeyde olduğu, ancak kaygı ve korku düzeylerinin yüksek ve çalışma koşulları alt ölçeği puanlarının düşük olduğu belirlendi.
  • Öğe
    COVID-19 pandemisi besin desteklerini kullanma durumunu etkiledi mi?
    (2021) Dost, Ayşe; Üner, Elif; Susoy, Ayşenur
    Amaç: Bu çalışma COVID-19 pandemisi sürecinde bir vakıf üniversitesinin hemşirelik bölümü öğrencilerinin besin desteklerini kullanma durumlarının incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı kesitsel tipte olan bu çalışmanın örneklem grubunu Kasım-Aralık 2020 tarihleri arasında bir vakıf üniversitesinde öğrenim gören 216 birinci sınıf hemşirelik öğrencisi oluşturmuştur. Veriler sosyo-demografik özellikler ve COVID-19 pandemisine yönelik endişe durumları formu, besin destekleri kullanım alışkanlıklarını değerlendirmek üzere araştırmacılar tarafından hazırlanan anket ve Beslenme Davranışları Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Öğrencilerin %68,5’i COVID-19 pandemisinden önce besin desteklerini kullanmıyorken, %45,4’ü pandemi başından itibaren besin destek ürünü kullandığını belirtmiştir. Öğrencilerin %32,4’ü hastalıklara karşı dirençli olmak amacıyla besin desteklerini kullandığını, %31,5 oranla en fazla vitamin ve mineral desteklerinin kullanıldığı saptanmıştır. Öğrencilerin %19’u kendisi araştırarak besin desteklerine ulaşırken, %39,8’i medyada yer alan reklamlardan etkilendiğini söylemiştir. Öğrencilerin %67,1’i sağlıklı beslendiğini düşünmekte, %60,2’si gün içinde öğün atladığını belirtmiştir. En yüksek 24 puan alınabilen beslenme davranışları ölçeğinden, katılımcıların aldıkları ortalama puan 12,47±3,61 olarak bulunmuştur. Sonuç: Üniversite öğrencilerinin COVID-19 pandemisine bağlı olarak bilinçsiz besin desteği kullanımının arttığı ve sağlıklı beslenme davranışları düzeyinin düşük olduğu belirlenmiştir.
  • Öğe
    Türkiye’de seyahat sağlığı hizmetleri ve COVID-19 pandemisi sürecinde seyahat sağlığı uygulamaları
    (Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi, 2021) Dost, Ayşe; Kaya, Şura; Susoy, Ayşenur; Tosçu, Filiz
    Ulaşım araçlarının gelişmesi ile şehirler ve ülkelerarası seyahatteki artışı görmek mümkündür. Seyahat edilecek bölgenin beslenme koşulları, gıda ve su hijyeni ve sık rastlanılan hastalıklar bireylerin sağlığını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Bu durum seyahat sağlığı kavramını ortaya çıkarmıştır. Son yıllarda seyahatlerdeki artışla ülkeler arasında çeşitli bulaşıcı hastalıkların yayılımı söz konusu olmaktadır. 31 Aralık 2019 tarihinde Çin’de başlayarak kısa sürede küresel salgın haline gelen COVID-19 bu duruma örnektir. Halk sağlığının korunması amacıyla koruyucu sağlık hizmetlerinin uygulanması seyahat sağlığı hizmetleri için büyük önem taşımaktadır. Bu uygulamalar tüm dünyada seyahat sağlığı hizmetlerinde büyük roller alan ve yeni bir hemşirelik alanı olarak kabul edilen seyahat sağlığı hemşireliği sayesinde sunulmaktadır. Ülkemizde bulunan seyahat sağlığı merkezlerinde hemşireler tarafından bağışıklama hizmetleri ve seyahatle ilgili eğitim ve danışmanlık hizmeti verilerek bulaşıcı hastalıkların yayılmasının önüne geçilmek istenmektedir. Bu derlemede, dünyada yaygınlaşan seyahat sağlığı hemşireliği kavramı açıklanarak ülkemizde COVID-19 pandemisi sürecinde uygulanan seyahat sağlığı hizmetleri ve hemşirelik uygulamalarına ilişkin bilgi verilmesi amaçlanmıştır.
  • Öğe
    Aile sağlığı merkezlerinde çalışan hemşirelerin COVID-19 pandemisi sürecinde karşılaştıkları etik sorunlar: Bir nitel çalışma
    (İstanbul Üniversitesi, 2021) Esin, Melek Nihal; Dost, Ayşe; Gülyenli, Nursel
    Amaç: Bu araştırmada aile sağlığı merkezlerinde çalışan hemşirelerin COVID-19 pandemisi sırasında karşılaştıkları etik sorunların belirlenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Araştırma, fenomenolojik desenli bir nitel çalışma olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın örneklemini İstanbul İli Avrupa Bölgesi’nde yer alan yedi farklı aile sağlığı merkezinde çalışan ve kartopu örnekleme yöntemi ile ulaşılan sekiz hemşire oluşturdu. Veriler, Haziran-Temmuz 2021 tarihleri arasında çevrimiçi bir platform kullanılarak derinlemesine görüşme yöntemiyle toplandı ve kaydedildi. Veriler 12 sorudan oluşan görüşme formu doğrultusunda toplandı. Verilerin deşifre edilmesinden sonra MAXQDA 2020 programı kullanılarak içerik analizi yapıldı. Bulgular: Görüşmeler sonucunda dokuz kod ve 44 alt kod elde edildi. Bu kodlar; çalışma koşulları, hizmet sunumu ve psikolojik süreçler ile ilgili etik sorunlar olmak üzere üç temel kategoride ele alındı. Çalışma koşulları ile ilgili etik sorunlar kategorisinde hemşireler; fiziksel alan, kişisel koruyucu ekipman ve artan iş yüküne ilişkin sorunlarını ifade ettiler. Hizmet sunumu ile ilgili etik sorunlar kategorisinde; rutinde uygulanan hizmetlerin sunumundaki değişimler, aksayan/ertelenen hizmetler, yapılamayan hizmetler ve yeni eklenen hizmetler/ görevler kodlarının altında yaşadıkları sorunları ve zorlukları ifade ettiler. Psikolojik süreçler ile ilgili etik sorunlar kategorisinde ise pandemiye ve sürece ilişkin algılarından ve motivasyonlarına ilişkin yaşadıkları zorluklardan bahsettiler. Sonuç: Çalışmanın bulguları ışığında aile sağlığı merkezinde çalışan hemşireler tarafından kronik hasta izlemlerinin yapılmaması, rutin hizmetlerin aksaması ya da gerçekleştirilememesi ve yeni verilen görevlerle iş yükünün artması gibi olumsuzluklar sıklıkla ifade edilmiş olup, uygulamaları sırasında yaşadıkları etik sorunların en fazla adalet, yararlı olma ve zarar vermeme etik ilkeleriyle ilgili olduğu saptandı.
  • Öğe
    Kronik hastalığı olan bireylerin sağlık okuryazarlık düzeyleri ve etkileyen faktörler
    (İnönü Üniversitesi, 2022) Dost, Ayşe; Özsoy Durmaz, Merve
    Bu çalışma kronik hastalığı olan bireylerin sağlık okuryazarlık düzeyleri ve etkileyen faktörlerin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı tipteki çalışma bir özel üniversite hastanesinde yatarak tedavi gören ve kronik hastalık tanısı olan 125 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Veriler “Kişisel Bilgi Formu” ve “Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği (TSOY-32)” ile toplanmıştır. Bireylerin sağlık okuryazarlığı ölçeği puan ortalamaları 32.05±9.15 olup, %36’sının “sorunlu/sınırlı” düzeyde sağlık okuryazarlığının olduğu saptanmıştır. Bireylerin; eğitim düzeyi, mesleği, hastanede yatış sayısı, yardım almadan randevu alabilme durumu, hangi bölümden randevu alacağını bilme durumu, sağlık bilgilerine ulaşmak için kullanılan kaynaklar, kendi kendine meme muayenesi yapma durumu ve kullanılan ilacın diğer ilaçlarla etkileşimine dikkat etme durumu sağlık okuryazarlığı düzeyini etkileyen faktörler olarak bulunmuştur (p<0.05). Çalışma sonuçları kronik hastalığı olan bireylerin sağlık okuryazarlığı düzeylerinin sorunlu-sınırlı olduğunu göstermekte olup, sağlık okuryazarlığını arttıracak müdahalelere gereksinim bulunmaktadır.
  • Öğe
    The posterior surgical treatment and outcomes of cervical spondylotic myelopathy: Why not C5 nerve root palsy occur
    (2021) Yüce, İsmail; Kahyaoğlu, Okan; Ataseven, Müzeyyen; Çavuşoğlu, Halit; Aydın, Yunus
    Aim: Cervical spondylotic myelopathy is an age-related degenerative spinal pathology. Anterior or posterior approaches are preferred for surgical treatment. C5 palsy is a common complication after the posterior approach. The aim of our study is to describe the modified laminectomy technique, evaluate short-time surgical outcomes and comment on the C5 nerve root palsy formation. Materials and Methods: 83 patients who had been treated by modified laminectomy for cervical spondylotic myelopathy between the years 2012 and 2017 in our clinic were undertaken in our study. We evaluated the preoperative and postoperative neurologic status of the patients with VAS and JOA scales, complications (C5 palsy) of surgical treatment. The posterior approach was not performed at patients with a >13 degree angle of cervical curvature. Results: 61 of 83 patients were male and 22 were female. The mean age at the time of surgery was 57.8±8.3. The average JOA scale score was 9.4±0.9 preoperatively, 10.1±.0.9 early postoperatively and 15.1±1.0 during the late postoperative follow-up. The average angle of the cervical curvature preoperatively-postoperatively was 17.1±2.6 and 15.8±2.4 respectively. There weren’t any symptoms for C5 nerve root palsy which is a common postoperative complication. Conclusions: The cervical posterior laminectomy, which includes en-bloc laminectomy and preserving of the facet joint capsule, allows a sufficient and safe decompression of the neural structures for cervical spondylotic myelopathy.
  • Öğe
    Syrian asylum seekers and the question of living in Turkey or returning to their home country: Mardin case
    (Liberte Yayınları, 2020) Doğan, Sibel; Tanrıkulu, Faik
    Turkey, having faced mass migration since April 2011, has been the country hosting world’s largest population asylum seekers. Within Turkey, the question as to whether Syrians will return to their country has often been the subject of debate. The main objective of the study is to discuss and evaluate the issue of Syrians living in Turkey for short, medium, and long-term periods. This study, via a survey, empirically examines the situation of Syrians from multiple perspectives on their returning tendency. The results of face to face interviews with 284 Syrian asylum seekers in Mardin have been reviewed and according to the results, 56.3% of them are reluctant to leave Turkey. In addition, the Social Adaptation Self-evaluation Scale (SASS), another assessment tool applied in the study, argued that there was no significant relationship between the social adaptations of the asylum seekers and their tendency to return to their home countries (p>0.05). The low, medium, or high levels of social cohesion of asylum seekers do not affect their views on returning. Furthermore, the results of this study indicate that 60.0% of individuals who have spent 5 years and more in Turkey do not plan to return to their home country.