Sağlık Bilimleri Enstitüsü Tez Koleksiyonu

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 20 / 1159
  • Öğe
    Parkinsoniyen apati; Fonksiyonel konnektivite özellikleri ve bilişsel işlevlerle ilişkisi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Salar, Ali Behram; Hanoğlu, Lütfü
    Apati Parkinson Hastalığında (PH) sık görülen motor olmayan bulgulardan biridir. Şimdiye kadarki çalışmalar parkinsoniyen apatinin prefrontal-basal ganglia fonksiyonel bağlantısallığındaki disfonksiyonu ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Ancak apatinin güncel modellerinde lateral parietal korteksin yeri de tartışılmaya başlanmıştır. PH'da görülen apatinin dinlenim durumu ağ aktivitesini ve bilişsel korelatlarını inceleyen çalışmalar sınırlıdır. Bu çalışmada parkinsoniyen apatinin altında yatan fonksiyonel ve bilişsel özelliklerin tespit edilmesi amaçlanmaktadır. Bu amaçla sağlıklı kontroller, apatisi olan PH hastaları ve apatisi olmayan PH hastalarının dahil edildiği grupların fMRG aracılığı ile dinlenim durumu fonksiyonel bağlantılılıkları ve bilişsel işlevleri kıyaslanmıştır. Çalışmaya demografik özellikler bakımından eşlenmiş 16 apatisi olan PH hastası, 22 apatisi olmayan PH hastası ve 15 sağlıklı kontrol dahil edilmiştir. Nöropsikometrik verilerin analizi sonucunda PH grubunda yürütücü işlev çekirdekli vizuo-spasyal/konstrüktif ve bellek işlevlerinin de dahil olduğu çok-alanlı bir bilişsel bozukluk tablosu gözlenirken, parkinsoniyen apatide bu tablonun üzerine set inhibisyonu becerilerinde bozulma gibi çalışma belleği güçlüklerinin geliştiği gözlenmiştir. fMRI verilerinin analizi sonucuda ise PH hastaları gruplarında dinlenim durumu ağlarında sağlıklı kontrollere göre Posterior Cingulate kortekste, Precuneus'ta, sol Inferior frontal gyrus'ta azalmış fonksiyonel bağlantılılık gözlemlenmiştir. Apatisi olan PH hastaları ve apatisi olmayan PH hastaları grupları karşılaştırıldığında da sağ Inferior parietal lobülde Angular gyrus'ta apatisi olan PH grubunda azalmış fonksiyonel bağlantılılık gözlemlenmiştir. Bu bölgenin fonksiyonları arasında davranışa başlangıçtaki niyetin oluşması ve kişinin kendinin farkındalığı gibi benlik ile ilişkili süreçler gösterilmiştir. Bu fonksiyonlar ve bulgularımız beraber ele alındığında, bu bölgenin fonksiyonunda bozulmaların apatinin oluşumunda altta yatan mekanizmalarda rol oynadığını söylemek mümkün olabilir.
  • Öğe
    Metaproteomic analysis of saliva samples from parkinson's disease patients with cognitive impairments
    (İstanbul Medipol Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Kurbeh, Balkis; Yıldırım, Süleyman
    Parkinson's Disease (PD) is a NeuroDegenerative Disease (NDD) that includes impairment and death of dopaminergic neurons at the brain and alpha-synuclein (?-syn) protein accumulation (Lewy bodies). PD symptoms include both motor symptoms, such as tremor, and non-motor symptoms, such as abnormal saliva production and cognitive impairment (CI). CI can develop to dementia tragically affecting the lives of PD patients and their caregivers, reaching to life threating stages. Therefore, developing non-invasive and accurate biomarkers for detecting and monitoring CI and dementia progression in PD is urgent. Although, cerebrospinal fluid (CSF) is a useful source for CI-biomarkers in PD, its obtainment method is considered invasive. Thereby, saliva is a good replacement aiding the detection of both human and microbial proteins, allowing MetaProteomics analysis considering microbiome-host relationship with health/disease. Additionally, the development of Mass Spectrometry (MS) technologies and bioinformatics tools aid metaproteomics studies. Here, we analyzed salivary metaproteome content of three study groups; Healthy Control (HC: 28), Parkinson's patients with Mild Cognitive Impairment (PD-MCI: 40), and Parkinson's patients with Dementia (PDD: 40), using nano-Liquid Chromatography tandem Mass Spectrometry (nLC-MS/MS), DIA-NN pipeline, and R-program. Results showed that bacterial proteins differentiate the three study groups, and out the 435 protein groups abundances identified, the decrease of the protein group Elongation Factor Tu (EF-Tu) showed significant association with CI progression (p<0.05). Finally, salivary metaproteomics shows potentials to enrich non-invasive biomarkers discovery for CI/dementia detection and monitoring in PD and other NDD.
  • Öğe
    Tu?rkc?e nesne ve eylem resimlerinin adlandırılması: Psikodilbilimsel veritabanı c?alıs?ması
    (İstanbul Medipol Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Eskioğlu, Elif İkbal; Bulut, Talat
    Adlandırma, çeşitli dil ve konuşma modellerine dahil edilmiş karmaşık bir bilişsel sürecin parçasıdır. Sağlıklı yetişkinlerde adlandırma sürecini incelemek için sıklıkla resim adlandırma görevine başvurulmaktadır. Bilişsel süreçlerin güvenilir şekilde incelenmesi, normatif veri tabanlarını gerektirir. Bu c?alıs?manın öncelikli amacı ana dili Tu?rkc?e olan sag?lıklı yetis?kinlerin nesne ve eylem adlandırma gecikmelerini (latans) belirleyerek klinik ve bilimsel c?alıs?malarda kullanılmak üzere belirli bir resim ve sözcük grubuna ait psikodilbilimsel özelliklerin sunulduğu normatif bir veritabanı olus?turmaktır. Ayrıca mevcut çalışmada başsözcük sıklığı, edinim yaşı, adlandırma uyumu (H istatistiği), sözcük türü, sözcük uzunluğu, görsel karmaşıklık ve kavramsal karmaşıklık değişkenlerinin adlandırma gecikmesi üzerindeki etkileri incelenmiştir. Çalışmaya 18 ile 40 yaş arasındaki 40 sağlıklı yetişkin katılmıştır. Katılımcılardan Uluslararası Resim Adlandırma Projesi (International Picture-Naming Project-IPNP) kapsamında oluşturulmuş olan veritabanından alınan 198 nesne ve 62 eylem resmini adlandırmaları istenmiştir. Çalışmanın sonucunda oluşturulan veritabanında her bir nesne ve eylem resmi için çeşitli psikodilbilimsel değişkenlere ek olarak adlandırma gecikmesi ve adlandırma uyumu değişkenleri hesaplanmış ve Ek-1'de sunulmuştur. Ayrıca resimlerin, adlandırma uyumu (H istatistiği) ve adlandırma gecikmesi bakımından %25'lik dilimlere göre dağılımları belirlenmiştir. Adlandırma gecikmesini anlamlı ölçüde yordayan değişkenlerin belirlenmesi için yapılan doğrusal karışık etki modellerinde ise adlandırma gecikmesi ile H istatistiği, edinim yaşı, kavramsal karmaşıklık ve başsözcük sıklığı arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki bulunmuştur. Çalışma kapsamında oluşturulan veritabanının sağlıklı ve klinik popülasyonlarda gerçekleştirilecek çalışmalar için önemli bir kaynak oluşturacağı düşünülmektedir.
  • Öğe
    Investigation of anticancer activities of potentially active small molecule drug candidate molecules
    (İstanbul Medipol Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Aydın, Esranur; Güzel, Mustafa
    Cancer is defined as the uncontrolled division and proliferation of cells in any part of the body. The most frequently seen cancers are lung, breast, and prostate cancer. Small molecules can be used for treatment of cancer. Hydrazones are related to aldehydes and ketones in structure. Oxadiazoles are heterocyclic, aromatic chemical compounds. These structures are present in already available small molecule anticancer drugs in the market. The aim of this project is to synthesize novel oxadiazole and hydrazone compounds and to determine the anticancer activities of them. In this study, fifteen new hydrazones and twelve new 1,3,4 oxadiazoles were synthesized. Hydrazones were used as starting molecules in order to obtain those 1,3,4 oxadiazoles. The anticancer activity of these compounds was investigated in vitro on A-549, MDA-MB-231, and PC-3 cell lines. MRC-5 was used as control. As a result of the study, the most promising molecules among the twenty-seven molecules were determined as AA-10, AA-9 and AA-26. When the activities of these molecules are examined, for the A-549 cell line, AA-10 coded hydrazone had the minimum IC-50 value of 13.39 ?M. For the MDA-MB-231 cell line, AA-32 coded oxadiazole demonstrated the lowest IC-50 value with 22.73 ?M. For PC-3, the hydrazone AA-9 showed activity with the lowest concentration of 9,389 ?M. Most potent compounds were selected based on their minimum IC-50 values, not based on their specific activities to a single cell line. Toxicity levels on control group was also considered as a factor. A scratch assay was performed for A-549 and MDA-MB-231 cells, which have high migration capacity, for the 3 most potent molecules, and it was determined that these molecules did not show a significant antimetastatic effect.
  • Öğe
    Parkinson hastalarındaki yutma bozukluğunun yaşam kalitesine olan etkisinin belirlenmesi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Bingöl, Dilara; Topbaş, Saime Seyhun; Bengisu, Serkan
    Bu çalışmanın amacı Parkinson hastalarının yutma bozukluğunun şiddetini belirlemek ve yutmaya bağlı yaşam kalitesine etkisini incelemektir. Bu çalışmada hastanın kendi yutmasını değerlendirdiği Yeme Değerlendirme Aracı (EAT 10) ve Disfaji Handikap İndeksi (DHİ) ölçekleri ile hastanın yutmaya bağlı yaşam kalitesini değerlendirdiği T-SWAL-QOL puanı arasındaki ilişki incelenmiştir. Ayrıca Parkinson hastalarının T-SWAL-QOL anketine göre yutmaya bağlı yaşam kalitesinin nasıl etkilendiği ve anketin alt alanlarının birbiriyle ilişkisine bakılmıştır. Bu amaçlara ek olarak klinisyenin hastanın yutmasını değerlendirdiği GUSS yutma taraması kullanılarak hastanın kendini değerlendirdiği ölçeklerle ilişkisi incelenmiştir. Veriler SPSS programıyla analiz edilmiştir. Çalışmanın verilerinin istatiksel analizi tüm ölçeklerin normal dağılıp dağılmadığı Shapiro Wilk test ile tespit edilip, tüm ölçek puanları normal dağılmadığı için ilişki analizinde Spearman Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda T-SWAL-QOL anketine göre tüm alanların olumsuz etkilendiği ve en çok yorgunluk, uyku ve iletişim problem yaşandığı görülmüştür. Parkinson hastalarının EAT-10 toplam puanları ve DHİ toplam puanları ile T-SWAL -QOL toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü ve orta düzeyde bir ilişki bulunmuştur. Katılımcıların GUSS toplam puanları ile toplam EAT-10 puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı, negatif yönlü, orta düzeyde, T-SWAL-QOL toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı, negatif yönlü, düşük düzeyde, DHİ toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı, negatif yönlü, düşük düzeyde bir ilişki bulunmuştur. Parkinson hastalarının T-SWAL-QOL alt alanları arasında Genel Yakınma ile; Mental Sağlık, Genel Yakınma ile Sosyal, Korku ile Mental Sağlık ve Mental Sağlık ile Sosyal alt alanları arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü, yüksek düzeyde bir ilişki bulunmuştur.
  • Öğe
    Pandemi sürecinin profesyonel ses sanatçılarına mesleki ve emosyonel yönden etkisinin incelenmesi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Kurt, Ayşe Buse; Özdemir, Ramazan Sertan
    Koronavirüs (COVID-19) salgını dünya genelinde sağlık sistemini derinden değiştirmesiyle beraber şarkıcılar ve oyuncular gibi sahne alan ve onlarla iş birliği yapan profesyoneller de dahil olmak üzere kültürel, sosyal ve eğitimsel topluluklar üzerinde birbirine benzer değişim ve tahribata neden olmuştur. Bu araştırma pandemi sonrası toparlanma sürecinde profesyonel ses sanatçılarının yaşayabileceği mesleki, psikolojik ve ses sağlığı risklerini araştırmayı hedeflemiştir. Elde edilen veriler sonucunda dil ve konuşma terapistleri ve ilgili meslek gruplarının öncelikli olarak hangi sorunların iyileştirilmesi için çalışması gerektiğini belirlemeyi amaçlamıştır. Çalışma örneklemini 18-60 yaş aralığındaki profesyonel ses sanatçıları oluşturmaktadır. Yarı yapılandırılmış görüşmeler ile katılımcıların pandemi süreciyle ilgili perspektiflerini, tecrübelerini ve duygularını ortaya koymayı hedeflemiştir. Araştırma verilerinin analizinde içerik analizi yapılarak elde edilen veriler kategorik olarak incelenmiştir. Bu araştırmanın istatistik analizinde SPSS 26.0 paket programı Wilcoxon testi kullanılmıştır. Verilerin dağılımı incelenmiş ve gruplar arası karşılaştırmalarda nonparametrik testler kullanılmıştır. Katılımcıların yarısından fazlası performans ve prova süresinin pandemi öncesine kıyasla azaldığını bildirmiştir. Katılımcılarla stres düzeyleri konuşulduğunda genel olarak stresli hisseden katılımcılar araştırmanın yarısından fazlasını oluşturmakta iken pandemi dönemi bu stresin daha da arttığı görülmüştür. Pandemi dönemi vokal hijyen adı altında değerlendirdiğimiz kriterlerden; ses ısıtma ve soğutma egzersizlerini uygulayanlar azalmış; uyku düzeni bozulanlar artmış; günlük su ve bitki çayı tüketimi değişmemiş; kafein tüketimi artmış; pastil tüketimi azalmış; gece geç saatte yemek yeme alışkanlığı değişmemiştir. Ayrıca sigara veya irritan madde kullanımı çoğunlukta değişmemiş, artan veya azalan ise aynı oranda katılımcı olmuş; alkol tüketiminin çoğunlukla değişmediği görülmüştür. Yapılan görüşmelerde, katılımcılar karantina döneminden kaynaklanan çeşitli faydaların da olduğu bildirilmiştir. Çalışmamızda profesyonel ses sanatçılarına konuşma ve dil terapistlerinin çalışma alanları sorulduğunda, bazıları mesleğin tanımı hakkında hiçbir fikrinin olmadığını ifade etmiştir. Bunun yanı sıra kekemelik, konuşma ses bozukluğu, ses bozuklukları, diksiyon alanında çalıştığımızı düşünen katılımcılar olmuştur.
  • Öğe
    Dudak damak yarığı olan çocukların anneleri ile tipik gelişim gösteren çocukların annelerinin iletişim becerilerinin karşılaştırılması
    (İstanbul Medipol Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Enginar, Sacide Ebrar; Ünal Logacev, Özlem
    Karmaşık bir etiyolojiye sahip olan dudak damak yarığı (DDY) yaygın bir doğumsal anomalidir. Yapısal anomalilerin konuşma üzerindeki çok yönlü ve karmaşık etkisinden dolayı DDY olan bireyler iletişim bozuklukları açısından risk grubundadır. Bu kişilerdeki rezonans ve artikülasyon bozuklukları, birebir yarık ve ona bağlı meydana gelen biyolojik farklılıklardan kaynaklansa da dil gelişimindeki gecikmeler kesin olarak bir sebebe bağlanamamaktadır. Fakat erken çocukluktaki dil gelişiminde ailenin, özellikle de annenin çocukla etkileşimi oldukça önemlidir. Ailelerin bebekleriyle kurduğu kaliteli etkileşim daha iyi dilsel, bilişsel ve sosyal gelişimle ilişkilendirilmiştir. Özel gereksinimli çocuğu olan ebeveynlerin günlük yaşam aktivitelerinde daha korumacı yaklaşım sergileyebilmekte bu da çocukların farklı alanlardaki gelişimlerini etkilemektedir. Bu çalışmada dudak damak yarığı olan çocukların annelerinin, çocuklarıyla etkileşimleri incelenerek tipik gelişim gösteren çocukların anneleri ile karşılaştırılmıştır. Çalışmaya 18-36 aylık tipik gelişim gösteren çocuğu olan 10 anne ile 18-36 aylık çocuğunda DDY olan 14 anne dahil edilmiştir. Katılımcı annelerle yapılan görüşmede katılımcı bilgi formu ve çocukların dil gelişimini değerlendirmek amacıyla Türkçe İletişim Gelişim Envanteri-II (TİGE-II) formu doldurulmuştur. Ardından katılımcılara çocuklarıyla evlerinde serbest oyun videosu çekmeleri istenmiştir. Videoların analizleri sonucunda iki gruptaki annelerin iletişim becerileri karşılaştırılmış anlamlı bir fark bulunmamıştır. Tipik gruptaki çocukların daha yüksek dil becerilerine sahip oldukları bulunmuştur. Çalışmanın geneline bakıldığında annelerin iletişim becerileri ile çocukların dil becerileri arasında bir korelasyon bulunmuştur.
  • Öğe
    Dil terapisinde doğal öğretim stratejileri kullanımı: Terapist farkındalığı ve ebeveynlerin görüşleri
    (İstanbul Medipol Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Okçu Erarslan, Dila; Günhan Şenol, Nazmiye Evra
    Gelişimsel dil bozukluğu olan çocuklar için planlanan terapilerde terapistler sıklıkla doğal öğretim stratejilerinden destek almaktadır. Mevcut çalışmada terapistlerin ve ebeveynlerin doğal öğretim stratejileri kullanımına ilişkin farkındalıklarının ve görüşlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Anket formlarında 16 doğal öğretim stratejisi örneklendirilerek resimlendirilmiştir. Katılımcılara e-posta ve sosyal medya kanalları aracılığıyla ulaşılmıştır. 57 terapist online formattaki anketi doldurmuştur. Ayrıca çalışmaya 5 terapist ve bu terapistlerin terapilerini yürüttükleri danışanlarının ebeveynleri gönüllü olarak katılmıştır. Terapistlerden terapi seansına girmeden önce ve terapiden çıkıp terapinin 15 dakikalık bir kesitini içeren videoyu izledikten sonra formlarda yer alan stratejileri kullanma sıklıklarını işaretlemeleri istenmiştir. Ebeveynler terapi sırasında alınan 15 dakikalık videoyu izleyerek terapistin stratejileri ne sıklıkla uyguladığını gözlemlemiş ve kendilerine verilen formda işaretlemişlerdir. Elde edilen veriler tanımlayıcı istatistik yöntemlerinden frekans tabloları ve çapraz tablolar ile analiz edilmiştir. Anketler sonucunda terapistlerin en çok "çocuk için yardım gereksinimi yaratma", "çocuğu taklit etme", "beklenmedik durumlar yaratma", "çocuğun sözel ifadelerini bütünleştirme ve parçalama", "seçenek sunma" stratejilerinde kendilerinden bekledikleri performanstan daha düşük performans gösterdiklerini düşündükleri belirlenmiştir. "Beklenmedik durumlar yaratma" stratejisi dışında ebeveynlerin görüşlerinin terapistlerle örtüştüğü ya da ebeveynlere göre terapistlerin bu stratejileri daha sık kullandığını düşündükleri görülmüştür. 57 terapistin katıldığı online anket sonuçları incelendiğinde terapistler "motor hareketleri sözel ifadelerle destekleme", "çocuğun sözel ifadelerini uzatma" stratejilerini yeterli sıklıkta kullandıkları, "amaçlı davranışlarmış gibi kabul etme ve yorum yapma" stratejisini ise en az sıklıkta kullandıkları belirlenmiştir.
  • Öğe
    3-6 yaş DOWN sendromlu çocuklar ile 3-6 yaş tipik gelişim gösteren çocukların gelişimine babaların katkısı
    (İstanbul Medipol Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Kılıç, Gözde; Günhan Şenol, Nazmiye Evra
    Bu çalışmada erken çocukluk döneminde iletişim gelişiminde farklılık gösteren Down sendromu tanısı almış 3-6 yaş arası çocuğu olan babalar ile; aynı yaş grubunda tipik gelişim gösteren çocuğu olan babaların çocuklarının gelişim sürecine katılımının incelenmesi ve karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gelişimsel farklılıkların anne-baba ve çocuk etkileşimindeki etkisinin ele alındığı bu çalışmada çocuğun gelişimin temellerinin atıldığı erken çocukluk dönemi üzerinde durulmaktadır. Çalışmaya 3-6 yaş arası Down sendromlu çocuğu olan 33 baba ile 3-6 yaş arası tipik gelişim gösteren çocuğu olan 33 baba olmak üzere toplamda 66 baba katılmıştır. Bu araştırmada, babaların gelişime katılımını belirlemek için Baba Katılım Ölçeği (BAKÖ) ve Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Ölçekten elde edilen puanlar iki katılımcı grubun karşılaştırılmasında ve katılımcıların demografik bilgileri ile baba katılımı arasındaki ilişkinin belirlenmesinde kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre Down sendromlu çocuklarla tipik gelişim gösteren çocukların babalarının BAKÖ'den aldıkları puanlar arasında istatistiki açıdan anlamlı bir fark görülmemiştir (p>0,05). Bu sonuç, çalışma katılımcıları açısından Down sendromunun baba katılımı üzerinde belirleyici rolü olmadığını göstermiştir. Ayrıca çocukların gelişimine baba katılımının katılımcı babaların demografik özelliklerine göre farklılık göstermediği sonucuna ulaşılmış olup sadece keyfi meşguliyet alt ölçeğinde sürekli birlikte yaşayan üye sayısı ile babaların çocuklarının gelişimine katılımı arasında anlamlı bir fark olduğu görülmektedir.
  • Öğe
    Dudak damak yarıklı çocukların gelişiminde ve bakımında baba katılımının incelenmesi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Apaydın, Ezgi; Ünal Logacev, Özlem
    Dudak-damak yarıkları embriyolojik dönemde kapanması beklenen yapılardaki anormal açıklıktır. Bu yapısal farklılık sebebiyle dudak-damak yarıklığı olan çocuklar dil gelişimi bakımından riskli grupta bulunmaktadır. Ebeveyn-çocuk etkileşimi nitelik ve niceliğinin dil gelişimi üzerindeki kritik önemi bilinmektedir. Ebeveyn-çocuk etkileşimi çalışmaları çoğunlukla annelere odaklanmış olsa da baba-çocuk etkileşiminin çocuğun gelişimi üzerindeki olumlu etkisi araştırmalarla ortaya konmuştur. Bu çalışmada DDY'li çocukların, gelişim ve bakımında babalarının katılımını, tipik gelişim gösteren çocuğu olan babalarla karşılaştırmak ve baba katılımını betimlemek amaçlanmıştır. Bu amaca uygun olarak çalışmaya 3-6 yaş aralığında DDY'li çocuğu olan 50 baba ile yine aynı yaş aralığında tipik gelişim gösteren çocuğu olan 50 baba (toplamda 100 katılımcı) katılmıştır. Katılımcılara, Baba Katılım Ölçeği (BAKÖ), Bilgilendirilmiş Gönüllü Onam Formu, Katılımcı Bilgi Formu ve tipik gelişim gösteren çocukların babalarına ise ek olarak Çocuk Bilgi Formu'nu içeren Google Formu gönderilmiştir. Verilerin analizi sonucunda; DDY'li çocuklar ile tipik gelişim gösteren çocukların babalarının BAKÖ toplam ve alt boyut puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur (p>0,05). Ayrıca BAKÖ toplam puanı ile babanın yaşı, çalışma koşulları (vardiya, çalışma saatleri), eğitim seviyesi, çocuğun cinsiyeti arasında anlamlı bir ilişki yoktur (p>0,05). Annenin çalışma durumu ile BAKÖ toplam puanı arasında ise anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Eşleri çalışan babaların BAKÖ toplam puanları, eşleri çalışmayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha fazladır (p<0,05).
  • Öğe
    Otizm spektrum bozukluğu tanısı olan bireylerin ebeveynleriyle tipik gelişim gösteren bireylerin ebeveynlerinin otizmle ilgili farkındalıkları
    (İstanbul Medipol Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Bozdoğan, Halil İbrahim; Günhan Şenol, Nazmiye Evra
    Bu araştırmada Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) tanısı almış bireylerin ebeveynleri ile tipik gelişim gösteren bireylerin ebeveynlerinin, otizmin özellikleri ve nedenlerine ilişkin fikirleri, erken müdahalenin önemiyle ilgili farkındalıkları, otizmli çocukların güçlü ve zayıf yönleri ile destek alınması gereken durumlar ve alanlar konusundaki farkındalıkları ve otizmli bireylerin yaşadıkları zorluklara yönelik görüşleri incelenmiş ve bu iki grupta yer alan ebeveynlerin bilgi düzeylerinin belirlenmesi ve karşılaştırılması amaçlanmıştır. Araştırma online ortama aktarılmış anket formunun OSB tanısı olan ve tipik gelişim gösteren bireylerin ebeveynlerine iletilmesi ile uygulanmıştır. Katılımcı grubu, 19-61 yaş aralığındaki 242 anne ve babadan oluşmaktadır. Çalışmaya otizm tanılı çocuğu olan 164 ve tipik gelişim gösteren çocuğu olan 78 ebeveyn dahil edilmiştir. Araştırmada kullanılması için "Demografik Bilgi Formu ve Otizm Farkındalık Anketi" ile "Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu" olmak üzere, ebeveynler tarafından doldurulması gereken 2 adet form araştırmacı tarafından hazırlanmıştır. Araştırma bulguları incelendiğinde iki gruptaki ebeveynlerin arasında otizme yönelik bilgi ve görüşleri açısından anlamlı farklar bulunmuştur. Ebeveynlerin farkındalık düzeylerinin kısmen yeterli olduğu gözlenmiştir. Otizm tanısı alan çocuğa sahip ebeveynler ile tipik gelişim gösteren çocuğa sahip ebeveynlerin farkındalık düzeylerine bakıldığında ise aralarında yüksek düzeyde bir farkın olmadığı görülmüştür. Otizm tanısı alan çocuğa sahip ebeveynler sadece otizme yönelik göz teması, rutinler, tedavi, eğitim, matematik ve hafıza alanlarındaki sorulara tipik gelişim gösteren çocuğa sahip ebeveynlerden daha fazla doğru cevap vermiş, ancak bu oranların ortalamaya yakın olduğu saptanmıştır.
  • Öğe
    Türkçede sözdizimsel işlemleme sürecinin özgül dil bozukluğu olan ve tipik gelişim gösteren çocuklarda incelenmesi: Göz izleme çalışması
    (İstanbul Medipol Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) İşleyen, Melih Tunga; Bulut, Talat
    Özgül dil bozukluğu, herhangi bir kognitif veya nörolojik sorun olmaksızın dilin bir veya birkaç bileşeninde görülen yetersizliktir. Bu çalışma Türkçede morfosentaktik işlemleme sürecinin özgül dil bozukluğu (ÖDB) olan ve tipik gelişim gösteren (TGG) çocuklarda incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla ÖDB olan ve TGG çocukların morfosentaktik işlemlemeyle ilgili göz hareketleri analiz edilmiştir. Çalışmaya yaşları 5;4 ila 8;7 arasında değişen ÖDB olan 6 çocuk ve TGG 9 çocuk olmak üzere toplamda 15 çocuk katılmıştır. Göz izleme çalışması kapsamında katılımcılara morfosentaktik ve anlamsal özellikleri farklı kanonik, çalkalanmış ve dolgu cümleleri dinletilmiş, eşzamanlı olarak ekrana bu cümlelerle ilgili resimler yansıtılmıştır. Göz izleme sistemi ile katılımcıların göz hareketleri kaydedilerek cümlelerle ilgili doğru resme bakış oranları hesaplanmıştır. ÖDB olan bireylerin morfosentaktik işlemleme sürecinde hem zamansal olarak hem de doğru cevap oranları açısından TGG gruptan daha düşük performans gösterdiği gözlenmiştir. Genel olarak en zor işlemlenen yapıların morfosentaktik olarak karmaşık çalkalanmış cümleler, daha sonra kanonik ve en kolay da anlamsal ipuçlarıyla çözümlenebilen dolgu cümleleri olduğu görülmüştür. ÖDB grubunda özellikle kanonik ve çalkalanmış cümlelerin tüm ilgi periyotlarında hedef resme bakış oranları şans seviyesinde kalmıştır. Ayrıca ÖDB grubunun kısa süreli bellek skorlarının TGG grubuna göre daha düşük olduğu, üstelik katılımcıların kısa süreli bellek skorlarıyla doğru resme bakış oranları arasında pozitif yönlü bir korelasyon olduğu görülmüştür. ÖDB'de cümle işlemleme sürecindeki güçlüklerin kısa süreli bellek kapasitesindeki sınırlılıkla ilişkili olabileceği sonucuna varılmıştır.
  • Öğe
    Agramatik afazide sözdizimsel işlemleme sürecinin göz izleme tekniği kullanılarak incelenmesi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Yaman, Volkan; Bulut, Talat
    Agramatik afazili bireyler morfosentaktik olarak karmaşık cümleleri anlamada güçlük yaşamaktadır. Bu güçlüğü açıklamak için öne sürülen İz Silme Hipotezine göre agramatik afazili bireyler sözdizimsel becerilerindeki yetersizlik dolayısıyla dolgu-boşluk yapılarında cümleleri anlamada sorun yaşamaktadırlar. Yavaş İşlemleme Hipotezine göre ise agramatik afazide sözcüksel temsillere ulaşmada, böylelikle cümlenin anlaşılmasında yavaşlama olmaktadır. Bu araştırmanın amacı, göz izleme tekniği kullanarak agramatik afazide morfosentaktik işlemleme süreçlerini incelemek, agramatik afaziye ilişkin bu iki hipotezi test etmektir. Çalışma kapsamında yaş ve eğitim seviyesi bakımından eşleştirilmiş agramatik afazili (n = 5) ve sağlıklı kontrol (n = 15) katılımcıları Türkçe kanonik, çalkalanmış ve dolgu cümleleri dinlemişler, bu esnada katılımcıların cümlelerle ilgili ekrana yansıtılan resimlere bakış oranları incelenmiştir. Agramatik afazi ve kontrol gruplarında cümle sonu anlama sorularına ilişkin bulgular, en kolay ve hızlı anlaşılan cümlelerin anlamsal ipuçları içeren dolgu cümleleri olduğunu, daha sonra morfosentaktik çözümleme gerektiren kanonik cümleler ve çalkalanmış cümlelerin geldiğini göstermiştir. Göz hareketlerine ilişkin doğru resme bakma oranları incelendiğinde ise kontrol ve agramatik afazi grubunun farklılık gösterdiği, kontrol grubunun cümlenin erken kısımlarından itibaren tüm cümle türlerinde doğru resme ulaşabildiği görülmüştür. Agramatik afazi grubu ise daha düşük doğru resme bakış oranları sergilemiş ve ancak cümle sonuna doğru, doğru resme ulaşabilmiştir. Agramatik afazi grubunda göz hareketlerine ilişkin bulgular, katılımcıların ilk gördükleri ad öbeğini cümlenin edeni olarak analiz etmediğini ve cümle işlemleme sürecinde genel bir yavaşlama sergilediklerini ortaya koymuştur. Çalışmanın bulguları Yavaş İşlemleme Hipotezi ile örtüşmektedir. Göz izleme tekniğinin afazide dil işlemleme süreçlerinin incelenmesi açısından uygun bir teknik olduğu ve aynı zamanda tanısal bir araç olarak kullanılma potansiyeli olduğu düşünülmektedir.
  • Öğe
    2-3 yaş arası normal gelişim gösteren kız erkek çocukların elektronik aletlere maruz kalmalarının dil gelişimi üzerine etkisi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Saldız, Hivda; Zengin Bolatkale, Hatun
    Bu çalışmanın amacı 2-3 yaş arası normal gelişim gösteren çocukların elektronik aletlere maruz kalmalarının dil gelişimi üzerine etkisine bakmaktır. Bu çalışmada çocukların dil gelişimi için TIGE II envanteri, ebeveynlerin teknolojiye yönelik genel tutumlarını ve çocukların ekran maruziyetlerinin süresini ve niteliğini ölçmek için ise bu Ebeveyn Teknolojik Tutum Ölçeği'nden faydalanılmıştır. Çalışmaya normal gelişim gösteren 24 ay ila 36 ay arası 18 kız ve 22 erkek çocuk ve çocukların ebeveynleri dahil edilmiştir. Bu çalışma sonuçlarına göre çocukların ekran maruziyetlerinin günlük ortalama suresi ve maruziyetlerinin niteliksel durumu (ne tür yayınlar izledikleri ya da ne tür teknolojik alete maruz kaldıkları) ile dil gelişimleri (TIGE II skorları) arasında anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir. Teknolojiye yönelik olumlu tutuma sahip ebeveynlerin çocukları daha uzun süre ekrana maruz kalmaktadır. TIGE II Gramer bilgileri skoru yüksek çocukların ebeveynleri teknolojiye yönelik daha olumlu bir tutum içindedir. Bu çalışmada sosyo-ekonomik statü (ebeveyn gelir durumu ve eğitim seviyesi) ile dil becerileri, ekran maruziyeti ve ebeveyn teknolojik tutumu arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmemiştir. Son olarak COVID-19 Pandemisinin çocukların ekran maruziyeti üzerindeki etkisinin de incelendiği bu çalışmada çocukların ekran maruziyetlerinin pandemi suresince anlamlı bir artış gösterdiği bulunmuştur. Bu artış özellikle teknolojiye yönelik olumlu tutum içinde olan ebeveynlerin çocuklarında daha fazladır. Bu bulgular mevcut araştırmanın sınırlılıkları göz önünde bulundurularak yorumlanmalıdır.
  • Öğe
    Kekemeliği olan bireylerde tDAS ve konuşma müdahalelerinin birlikte kullanımının spontane akıcılığa olan etkisi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Karsan, Çağdaş; Özdemir, Ramazan Sertan
    Gelişimsel kekemelik bireyin yaşantısının pek çok boyutunu olumsuz olarak etkileyebilen bir akıcılık bozukluğudur. Yakın zamanda kekemeliği olan bireylerle yapılan tDAS çalışmaları akıcılığı geçici olarak arttıran durumlarla birlikte kullanıldığında tDAS'ın akıcılığı arttırma konusunda ümit vadettiğini göstermektedir. Bu araştırmada kekemeliği olan bireylerde tek seans bihemisferik ve katodal ünihemisferik tDAS'ın akıcılık üzerindeki etkisinin araştırılması hedeflenmiştir. Araştırmanın hipotezi, sol hemisfere anodal ve sağ hemisfere katodal uyarımı içeren bihemisferik uyarımın sham ve sağ hemisfere uygulanan katodal ünihemisferik uyarım koşullarından daha etkili olacağıdır. Gelişimsel kekemeliği olan on yedi yetişkin birey bu tek kör, sham kontrollü, çaprazlama deneysel araştırmayı tamamlamıştır. Bütün katılımcılar uygulama seansları sırasında 20 dakika süren ve metronom zamanlı konuşmanın eşlik ettiği tDAS uyarımı almışlardır. Araştırmada üç tDAS müdahalesi uygulanmıştır: sol İFG'ye anodal uyarım ve sağ İFG'ye katodal uyarım içeren bihemisferik uyarım, sağ İFG'ye katodal uyarım içeren ünihemisferik uyarım ve sham uyarımı. Okuma ve konuşma sırasındaki akıcılık uyarım seanslarının hemen öncesinde, hemen sonrasında ve bir hafta sonra değerlendirilmiştir. Hiçbir tDAS uyarım koşulu sonrasında konuşma sırasındaki akıcılık anlamlı düzeyde artmamıştır. Okuma akıcılığı, bihemisferik ve ünihemisferik uyarım koşullarından sonra anlamlı düzeyde artmıştır. TDAS müdahaleleri akıcılık üzerindeki etkileri bakımından anlamlı ölçüde ayrışmamaktadır.
  • Öğe
    Dün ve bugün geleneksel tıpta fasd (damardan kan alma), çizme ve sarı su çıkarma tedavisi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Kasapoğlu, Saadet; Altıntaş, Ayten
    Bu çalışmada Razi, İbni Sina ile başlanıp Tabib Osman Hayri Mürşid Tarsusi'ye kadar transkribe edilmiş İslam tıbbı eserleri gözden geçirilmiştir. Bu yazma eserlerde yüzyıllardır uygulanagelen kadim geleneksel tıp tedavi yöntemleri; fasd, çizme ve sarı su çıkarma incelenmiştir. Bu kadim tedavi uygulamalarının; kadim tıptaki yeri, hangi hastalıklarda uygulandığı, uygulama incelik ve ayrıntıları 9-19. yüzyıllar arasındaki İslam tıbbı eserlerinde incelenmiştir. Diğer geleneksel tıp sistemlerinde (Çin, Tibet, Moğol, Hint vb.) de kadim tedaviler incelenmiş. Aynı şekilde bu kadim uygulamaların günümüz halk tıbbında hangi hastalıklarda uygulandığı, nasıl ve ne gibi durumlarda uygulandığı araştırılmıştır. Yanı sıra bu kadim uygulamaların bilimsel çalışmalarda ne şekilde yer aldığı, hangi hastalıklarda, ne şekilde uygulandığı, nasıl sonuçlar alındığı incelenmiştir. Günümüz halk tıbbı uygulamalarının kaynağını; kadim İslam tıbbı eserlerinden mi yoksa diğer tıp sistemlerinden mi aldığı konusu da incelenmiştir. Geleneksel tıp uygulama sonuçlarıyla bilimsel çalışmalarda alınan sonuçlar uyumluluk açısından değerlendirilmiştir.
  • Öğe
    Silikon protez kulanıcılarının yaşam kalitesi, psikososyal uyum ve fonksiyonelliğin değerlendirilmesi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Durmuş, Aytül; Atılgan, Esra
    Parsiyel el ve ayak amputasyonu olan bireyler çeşitli aktivite kısıtlamalarına, mobilite sorunlarına, fonksiyonel yaşamda eksikliklere ve estetik kaygı ile birlikte yaşamlarında ciddi psikolojik zorluklara yol açmaktadır. Bu psikolojik sıkıntılar zamanla bireylerde sosyal yaşama uyum sağlamada sorunlara sebep olmaktadır. Parsiyel amputasyon geçiren kişilere silikon protez önerilmektedir. Bu sebeple parsiyel amputasyon geçiren kişilere uygulanacak olan protezler, ampute bireylerin hayatlarının kolaylaşmasında büyük bir öneme sahiptir. Bu çalışma, parsiyel el ve ayak amputasyonu geçiren ve silikon el veya ayak protezi kullanan kişilerin yaşam kalitesi, psikososyal uyumunu ve fonksiyonelliğini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Çalışmaya parsiyel el-ayak veya parmak amputasyonu geçiren 32 kişi dahil edildi. Silikon el veya parmak protezi kullanan 13 birey (Grup 1) ve silikon ayak veya parmak protezi kullanan 19 birey (Grup 2) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Değerlendirmeler; ağrı için seviyesi Görsel Analog Skala (GAS), fonksiyonel kapasite için Trinity Amputasyon ve Protez Deneyimleri Ölçekleri (TAPES), yaşam kalitesi için Notthingham Sağlık Profili (NSP) anketleri ile yapıldı. Çalışmadan elde edilen veriler SPSS programı kullanılarak analiz edildi. Elde edilen sonuçlara göre, TAPES açısından değerlendirildiğinde Grup 1 katılımcılarının Grup 2'ye göre fonksiyonel kısıtlama alt ölçeklerinde anlamlı farkları olduğu görüldü (p<0,05). NSP'nin bütün alt ölçeklerinde ise ikinci grup birinci gruba kıyasla anlamlı fark olduğu görüldü. Çalışmada, katılımcıların silikon protez kullanımının her iki grubu da olumlu etkilediği bulundu. Silikon el veya parmak protezi kullanan bireylerin, silikon ayak veya parmak protezi kullanan bireylere göre psikososyal uyum, yaşam kalitesi ve fonksiyonelliklerinin daha iyi olduğu bulundu. Bu durumun elin görselliğinin fazla olması ve bireylerde tam bir benlik imajı oluşturmasından dolayı ortaya çıktığını savunmaktayız.
  • Öğe
    Diyabetik ayakkabıların, diyabetik periferik nöropatili hastalarda denge ve fiziksel aktiviteye etkisi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Arısoy, Merve; Yakut, Yavuz
    Bu çalışma diyabet ve nöropatili kişilerde kullanılan diyabetik ayakkabıların denge ve fiziksel aktivite üzerindeki etkisini araştırmak için tasarlandı. Çalışmaya yaşları 45-85 yaş arasında değişen, toplam 20 birey dahil edildi. Bireyler yalın ayak, gündelik (casual) ayakkabı, soft ayakkabı, diyabetik ayakkabılı olarak statik denge, dinamik denge ve fiziksel aktivite açısından değerlendirildi. Çalışmadan elde edilen sonuçlara bakıldığında; diyabetik periferik nöropati bireylerde ayakkabı kullanımının denge ve fiziksel aktivite yönünden daha iyi sonuç elde edilmiştir (p<0,05). Tüm bireylerde diyabetik ayakkabı,ayakkabısız ve diğer ayakkabılara göre denge ve fiziksel aktivitete daha iyi sonuçlar verdi (p<0,05). Diyabetik nöropatili bireyler için kullanılan soft ayakkabının ise dengeyi bozduğu gözlemlenmiştir (p>0,05).Fiziksel aktivite değerlendirilmesinde yalın ayak koşuluna göre ayakkabı kullanımının aktivite düzeyini olumlu etkilediği gözlenmiştir(p<0,05).Sonuç olarak, diyabetik periferik nöropatili hastalarda önerilene soft ayakkabılar yerine diyabete özel ayakkabıların kullanılmasının denge ve fiziksel aktivite yönünden daha yararlı olacağına,soft ve diğer gündelik ayakkabıların ise olumsuz sonuçlar doğurduğu bu çalışmamız göstermiştir.
  • Öğe
    Çelik balenli korselerde adapte edilmiş çelik balenin statik ve dinamik dengeye etkisi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Halvalı, Edanur; Yakut, Yavuz
    Bu çalışmanın amacı, bel ağrısı yaşayan bireylerde prostetist ortotist tarafından kişiye göre adapte edilen çelik balenli lumbosakral ortezin ağrı, konfor, plantar basınç, statik ve dinamik dengeye etkisini incelemekti. Çalışmaya İstanbul Medipol Üniversitesi Protez Ortez Merkezi'ne gelen 18-65 yaş aralığında 30 bel ağrısı yaşayan kadın ve erkek gönüllü dahil edildi. Crossover olarak tasarlanan çalışma, ortezsiz, bel ağrısı olan kişi tarafından takılan ortezli ve prostetist ortotist tarafından adapte olmak üzere üç yöntem ve tek gruptu. Her iki ortez takma yöntemini takiben ağrı şiddeti Vizüel Analog Skala (VAS) ve konfor düzeyi Ortez Konfor Skoru ile ölçüldü. Ortezli olarak 30 dakika beklemeleri istendi ve ardından ağrı şiddeti ve konfor düzeyi tekrar ölçüldü. Dinamik denge için Y Denge Testi (YDT) ve Fonksiyonel Uzanma Testi (FUT) kullanıldı. Plantar basınç ve statik denge pedobarografi cihazıyla analiz edildi. Statik basınç ve stabilometrik veriler bulundu. Elde edilen verilere göre; prostetist ortotist tarafından adapte edilen çelik balenli lumbosakral ortezin, ağrı şiddetini, konfor düzeyini ve dinamik dengeyi iyileştirdiği bulundu (p<0,05). Uygulanan iki ortez yönteminin, plantar basınca ve statik dengeye etkisi olmadığı görüldü (p>0,05). Bu çalışma, bel ağrılı bireylerde kullanılan prefabrik çelik balenli lumbosakral ortezin ilgili profesyonel tarafından kişiye özel adapte edilmesinin daha etkili olduğunu göstermiştir ve adapte edilmesinin önemini vurgulamıştır. Kişiye özel adapte edilerek takılan çelik balenli lumbosakral ortezin uzun süreli etkilerini inceleyen daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.
  • Öğe
    Tetik parmakta statik parmak splinti ile rölatif hareket splintinin etkinliğinin karşılaştırılması
    (İstanbul Medipol Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Yendi, Burcu; Ayhan Kuru, Çiğdem; Atılgan, Esra
    Bu çalışma, tetik parmağı olan hastalarda uygulanan statik parmak splinti ile rölatif hareket splintinin etkinliklerini karşılaştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya tetik parmak tanısı almış ve yaşları 18-60 arasında değişen toplam 31 hasta dahil edildi. Hastalar randomize olarak Statik Parmak Splint Grubu ve Rölatif Hareket Splint Grubu olmak üzere iki gruba ayrıldı. Her iki gruptaki hastalar 6 hafta boyunca splintleme programına alındı. Hastalardan 6 hafta süresince splintlerini gündüz ve gece olmak üzere tüm gün boyunca kullanmaları istendi. İki gruba fizyoterapist tarafından ev programı verildi. Çalışmada üst ekstremite fonksiyonel durumu "Kol, Omuz ve El Sorunları (DASH) Ölçeği", ağrı şiddeti "Numerik Ağrı Skalası (NAS)" ve ortez kullanım memnuniyeti "QUEBEC Yardımcı Teknoloji Kullanıcı Memnuniyeti Ölçeği (Q-YTKMD)" ile değerlendirildi. Değerlendirmeler tedavi öncesi ve tedavi sonrası olmak üzere iki kez uygulandı.Verilerin analizi SPSS 26.0 programı kullanılarak yapıldı. Grup içi karşılaştırmada statik parmak splinti grubunun ağrı seviyesinde anlamlı bir azalma kaydedildi (p<0,05). Rölatif hareket splinti grubunda anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Rölatif hareket splinti grubunda ağrı şiddetinde meydana gelen azalmanın istatistiksel olarak anlamlı olmamasına rağmen klinik açıdan önemli olduğu düşünülmektedir. Gruplar arası karşılaştırmada tedavi sonrasında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Başlangıçta iki grup arasında fark yoktu. Sonuç olarak; her iki splintin tetik parmağı olan hastalarda ağrı şiddetini azaltmada etkili olduğu bulundu. Hastaların her iki splintten de memnuniyetlerinin iyi düzeyde olması bakımından tetik parmak tedavisinde her iki splintin de ağrıyı azaltmak amacıyla kullanılabileceği sonucuna varıldı.