Diş Hekimliği Fakültesi Uzmanlık Tez Koleksiyonu

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 19 / 19
  • Öğe
    Farklı irrigasyon solüsyonlarının elektronik apeks bulucu ile tespit edilen elektronik ölçümlere etkilerinin karşılaştırılması
    (İstanbul Medipol Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, 2020) Peker, Fatma Begüm; Hepşenoğlu, Yelda Erdem; Eyüboğlu, Tan Fırat
    Kök kanal tedavisinin başarısı için çalışma boyunun doğru tespit edilmesi oldukça önemlidir. Bu çalışmanın amacı, NaOCl, EDTA, salin ve etidronik asit solüsyonlarının Raypex 6 elektronik apeks bulucunun doğruluğuna etkisini değerlendirmektir. Çürük ve/veya periodontal nedenle çekilmesi planlanan yüz beş adet tek köklü insan dişi seçildi. Metalik restorasyonlu dişler, kırık dişler, kök rezorpsiyonlu ve açık apeksli dişler çalışmaya dahil edilmedi. Dişler çekilmeden önce, giriş kavitesi açıldı ve tüm ölçümlerde değişmeyen bir referans noktası oluşturmak için kuronlar aşındırılarak, prepare edildi. Elektronik ölçümler yapılmadan önce, SX Protaper eğe ile koronal ön genişletme yapıldı. Solüsyonlar varlığında 15 # K tipi eğe ile Raypex 6 kullanılarak ölçümler yapıldı. Dişler çekildikten sonra, 15 # K tipi eğe kullanılarak, eğenin ucu apekste görülene kadar ilerletildi ve gerçek majör foramen tespit edildi. Dişlerin apikal 3 – 4 mm' lik kısmı aşındırılarak eğe ucu açığa çıkarıldı. Örnekler, stereomikroskopta x10 büyütme altında gözlendi. Eğe ucu ile majör foramen noktası arasındaki mesafe Image J bilgisayar programı kullanılarak hesaplandı. İstatistiksel veriler Ki-kare (Crosstab) testi kullanılarak analiz edildi. Sonuçlar anlamlılık p < 0,05 düzeyinde değerlendirildi. Raypex 6 elektronik apeks bulucu cihazı minör foramenin tespit edilmesinde NaOCl ve salin varlığında, EDTA ve etidronik asit solüsyonlarına göre daha iyi sonuçlar gösterdi. Çalışmamızın sonuçlarına göre, Raypex 6 cihazı minör foramen noktasının saptanmasında majör foramen noktasının saptanmasına göre daha başarılı bulunmuştur.
  • Öğe
    V-Y plasti tekniğinin dudak uzatma ve diş eti gülümsemesini tedavi etmedeki etkinliğinin değerlendirilmesi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, 2016) Dilaver, Emrah; Uçkan, İbrahim Sina
    Gülme esnasında diş etlerinin 3mm'den fazla görünmesine gummy smile (diş eti gülümsemesi) denilmektedir. Diş eti gülümsemesinin nedenleri arasında; üst çene ön bölgesinin dik yönde aşırı gelişimi, ağız çevresi kaslarının gülme esnasında dudağı normalden fazla yukarıya taşıması, üst kesicilerin okluzal düzlemden aşağıya sarkmış olması ve kısa kron boyu sayılmaktadır. Le Fort I osteotomisi ile maksillayı yukarı almak, kron boyu uzatmak, maksiller kesicilerin intrüzyonu, botulinum toksin uygulaması, myektomiler ve dudak uzatma operasyonları diş eti gülümsemesinin tedavi yöntemleri arasındadır. V-Y plasti, diş eti gülümsemesini azaltmak için uygulanan bir cerrahi teknik olmakla beraber bu teknik hemen her zaman maksilla cerrahisi ile birlikte uygulanmaktadır. Bu nedenle maksilla hareketlerinin ve V-Y plastinin dudak uzunluğunu hangi oranda etkilediği değerlendirilememektedir. Bu çalışmada diş eti gülümsemesi şikayetiyle kliniğe başvuran 14 hastaya izole V-Y plasti yapılmıştır. Gingival hiperplazisi, değişmiş pasif erüpsiyonu, kısa kron boyu olan ve maksiller cerrahiyle beraber V-Y plasti yapılan hastalar çalışma dışı kabul edilmiştir. Hastaların preoperatif ve postoperatif 1., 3. ve 6. aydaki poz gülüşünde fotoğrafları çekilerek bu fotoğraflar üzerinde dudak uzunluğu ve anterior dişlerin gingival marjinindeki görünen diş eti miktarları ölçüldü. V-Y plasti sonrasında dudak uzunluğunda her üç kontrol döneminde istatistiksel olarak anlamlı bir artış olduğu ve görünür diş eti miktarının anlamlı derecede azaldığı belirlendi. Anterior dişetlerin görünürlüğünde 1.ayda ortalama olarak % 43'lük bir azalma sağlanmışken bu oran 3.ayda %29, 6.ayda ise %21'e düşmüştür.
  • Öğe
    Dental implantların osseointegrasyon sürecinin farklı mobilite ölçüm yöntemleri ve klinik parametreler kullanılarak karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, 2017) Uzunoğlu, Süleyman; Uslu Toygar, Hilal
    Dental implantların osseointegrasyon sürecinin farklı mobilite ölçüm yöntemleri ve klinik parametreler kullanılarak karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi. Çalışmamızın amacı; rezonans frekans analizi, elektromekanik yöntem (Periotest) ve bazı klinik parametreler kullanılarak implantların stabilitesine etki eden faktörlerin osseointegrasyon süreci içerisinde değerlendirilmesidir. Çalışmaya; sistemik bir rahatsızlığı bulunmayan, periodontal olarak sağlıklı, belirlenen boy ve çapta implant uygulanabilecek yeterli alıcı kemiğe sahip 28 hasta kabul edilmiştir. Üst çeneye 22, alt çeneye 39 adet olmak üzere toplam 61 adet Bredent SKY® implant yerleştirilmiştir. Uygulanan implantların çapları sırasıyla 3.5, 4.0 ve 4.5 mm, boyları ise; 10 ve 12 mm'dir. Pre-operatif değerlendirme amacıyla panoramik radyografi ve CBCT kullanılmıştır. Kemik yoğunluğu değerlendirmesi için CBCT'de elde edilen PU değerleri kaydedilmiştir. Bu değerler; operasyon esnasında, 1.hafta, 4.hafta ve 12.haftalarda yapılan stabilite ölçümleriyle (Osstell ISQ-Periotest) karşılaştırılmıştır. Aynı zamanda yapışık dişeti genişliği, sondlamada kanama, cep derinliği, dişeti kalınlığı ve krestal kemik rezorbsiyonu gibi periodontal parametrelerin değerlendirilmesi yapılmıştır. Sonuçlara bakıldığında; Osstell ISQ ve Periotest tüm ölçüm zamanlarında benzer yanıtlar vermiştir. Alt çeneye yerleştirilen implantların ISQ değerleri tüm ölçüm zamanlarında üst çene ISQ değerlerinden yüksek, PTV değerleri de tüm zamanlarda alt çenede daha düşük görülse de çeneler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Osstell ISQ ve Periotest cihazlarıyla yapılan tüm ölçüm zamanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmüş, en düşük ortalama ISQ ve en yüksek ortalama PTV değeri 4.haftada elde edilmiştir. PU değerleri ile başlangıç ve 12.hafta ISQ değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ancak PU değerleri ile PTV değerleri arasında ilişki saptanmamıştır. İmplantların stabiliteleri çaplara göre değerlendirildiğinde; ISQ değerlerinde 3.5 mm çapındaki implantlar ile 4.0 ve 4.5 mm çapındaki implantlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmiştir. İmplantların stabiliteleri boylara göre değerlendirildiğinde; her iki ölçüm yönteminde de 10 mm ve 12 mm boyundaki implantlar arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Çevresinde 2 mm'nin altında yapışık dişeti bulunan grupta sadece sondlamada kanama ortalamaları anlamlı düzeyde yüksek tespit edilmiştir.
  • Öğe
    Flor salan farklı bonding materyallerinin ortodontik braketlerin bağlanma dayanımına etkilerinin değerlendirilmesi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, 2016) Yetkin, Duygu; Sayar Torun, Gülşilay
    Bu çalışmanın amacı flor salan üç farklı bonding ajanının metal braketlerin tutuculuğuna etkisinin geleneksel bir yapıştırıcı sistem ile karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. Çalışmamızda 84 adet çekilmiş insan küçük azı dişi kullanılmış, çekilen dişler her grupta 21 diş olacak şekilde dört gruba ayrılmış ve braketler yapıştırılmıştır. Grup 1 Transbond XT (3M/Unitek), Grup 2 Clearfil SE Protect Bond (Kuraray Medical Inc.), Grup 3 L.E.D Proseal (Ultradent) ve Grup 4 Opalseal (Reliance Orthodontic Products Inc.) kullanılarak yapıştırılmış, braketlerin yapıştırılmasını takiben dişler 1000 devir termal döngüye tabi tutulmuştur. Sonrasında tüm dişlere sıyırma testi uygulanmış ve mine yüzeylerinde ARI skorlaması yapılmıştır. İstatiksel değerlendirmede, sıyırma testlerinde gruplar arasındaki farklılıkların belirlenmesi amacıyla One Way ANOVA Testi, ARI skorlarının karşılaştırılmasında ise Ki-kare testi ve Fisher kesin Ki-kare testi kullanılmıştır. Çalışmamızın sonuçlarına göre gruplar arasında bağlanma dayanımları açısından istatiksel olarak anlamlı fark bulunamamıştır. ARI skorlarında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Çalışmamızın sonucunda kullanılan tüm bonding materyallerinin klinik olarak yeterli bağlanma kuvveti gösterdiği tespit edilmiştir.
  • Öğe
    Bulk-Fill materyali ile restore edilen dişlerde çeşitli kavite dezenfektanlarının rezin-dentin bağlantısına etkisi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, 2017) Çalışkan, Pelin; Özsoy Kaner, Alev
    Bu c?alıs?manın amacı, Bulk-fill materyali ile restore edilen dis?lerde c?es?itli kavite dezenfektanlarının 24 saat, 6 ay ve 12 aylık su?relerin sonunda, dentine bag?lanma dayanımlarının zamana bag?lı olarak deg?is?imini mikrogerilim bag?lanma testi ile incelemektir. C?alıs?mamızda 90 adet son 2 ay ic?inde c?ekilmis? molar dis?ler kullanılmıs?tır. Dis?lerin yarısı c?u?ru?klu? yarısı c?u?ru?ksu?z olup dis?ler distile suda bekletilmis?tir. Dis?lerin tu?mu?nu?n okluzal mineleri Mecatome T180 (PRESI, Grenoble. France) cihazı ile kaldırılmıs? ve du?z bir dentin yu?zeyi elde edilmis?tir. Smear tabakası olus?turmak amacıyla du?z dentin yu?zeyleri 60 saniye boyunca 600 grit SIC ile muamele edilmis?tir. Dis?ler c?u?ru?klu? ve c?u?ru?ksu?z olarak iki gruba ve alt grup olarak 3er gruba ayrılmıs?tır. Kavite dezenfektanları uygulandıktan sonra elde edilen du?z dentin yu?zeyleri u?zerine 4 mm kalınlıg?ında Bulk fill kompozit materyali tek seferde uygulanacak s?ekilde yerles?tirilmis?tir. Tu?m gruplar 24 saat, 6 ay ve 12 aylık su?relerle 37 °C distile suda etu?vde bekletilmis?tir. O?rneklerin bekletildig?i distile su periyodik olarak her hafta deg?is?tirilmis?tir. Her grupta 5 dis? olacak s?ekilde 18 grup elde edilmis?tir. O?rnekler Mecatome T180 (PRESI, Grenoble, France) cihazında dentin c?ubukları s?eklinde (1 mm2 ± 0,2 mm2 ) kesilerek Micro Tensile Tester (BI?SCO Inc. Schaumburg, IL, 60193, USA) cihazında gerilme kuvvetlerine kars?ı direnc?leri ic?in test edilmis?tir. C?apraz bas?lıg?ın hızı 0,5 mm/min olarak ayarlanmıs?tır. Kopma sonucunda ortaya c?ıkan bag?lanma dayanım deg?erleri istatiksel olarak kars?ılas?tırılmıs?tır.
  • Öğe
    Ortognatik cerrahi hastalarının demografik verilerinin ve komplikasyonlarının değerlendirilmesi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, 2017) Burgaz, İlker; Uçkan, İbrahim Sina
    Çene ve yüz iskeletine ait konjenital veya sonradan kazanılmış deformitelerin düzeltilmesi amacıyla ortognatik cerrahi operasyonu yapılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, kliniğimizde ortognatik cerrahi yapılan hastaların demografik verilerini belirlemek, operasyon sırasında ve sonrasında oluşan komplikasyonları tespit etmek ve sonuçları literatür ile karşılaştırmaktır. Ayrıca komplikasyonların görülme sıklığı, oluşum mekanizması ile hangi hasta ve yaş gruplarına özel olduğu araştırıldı. Böylece gelecekte hastaların karşılaşabilecekleri komplikasyonlar ile ilgili daha doğru bilgilendirilmesi hedeflendi. Çalışmaya 2014-2016 yılları arasında Medipol Mega Hastanesi'nde dentofasiyel deformitesi olan ve ortognatik cerrahi ile tedavi edilen 136 hasta dahil edilmiştir. Hastaların komplikasyonları intraoperatif dönem, postoperatif erken dönem ve postoperatif geç dönem olmak üzere not edilmiştir. Ayrıca yapılan cerrahiler osteotomilere göre gruplandı ve hastalar ameliyat zamanlamasına göre önce cerrahi grubu (SF), sadece cerrahi grubu (SO) ve geç cerrahi grubu (SL) olarak incelendi. Buna ek olarak ameliyat sonrası dönemdeki his değişiklikleri not edildi. Tüm komplikasyon oranı %48,5, majör komplikasyon oranı ise %33,8 olarak bulunmuştur. Bu komplikasyonların en önemli kısmını kusma (%11,96), minör oklüzal uyumsuzluk (%11,96) ve dişlerle ilgili komplikasyonlar (%9,39) oluşturmaktadır. SO grubunun yaş ortalaması SL grubunun yaş ortalamasına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksektir (p<0.017). Ortognatik cerrahi hastalarında görülen komplikasyonlar ile hastaların yaşları arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r=0,184, p=0.038). Operasyon sonrasından bir yıl sonra his değişikliği normale dönmeyen hastaların oranı üst çenede %4,46 iken alt çenede %20,2'dir. Alt çene operasyonuna ek olarak genioplasti yapılması his değişikliğinin oranını arttırmaktadır. Revizyon cerrahisi ve plak sökümü yapılan hastaların çoğunu kadınlar oluşturmaktadır.
  • Öğe
    Dental implant cerrahisinde bilinçli sedasyonda uygulanan deksmedetomidin ile midazolamın etkilerinin karşılaştırılması
    (İstanbul Medipol Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, 2017) Güldiken Kaçar, İpek Necla; Gürler, Gökhan
    Bu çalışmanın amacı; dental implant cerrahisi endikasyonu bulunan, dental işlemlere karşı kaygı ve endişe duyan veya bulantı-öğürme refleksi bulunan hastalarda bilinçli sedasyonda midazolam ile deksmedetomidinin; intraoperatif hemodinamik parametreler, sedasyon başlama hızı ve derinliği, hasta-hekim memnuniyeti, anterograd amnezi, postoperatif ağrı düzeyi ve ağrı kesici ilaç kullanımı üzerine etkilerinin karşılaştırılmasıdır. Bu prospektif, randomize ve çift kör çalışmaya, maksilla veya mandibulasına 2-5 adet dental implant yerleştirilmasi planlanan, bilinçli sedasyon uygulama endikasyonu olan, sistemik açıdan sağlıklı ve 18 yaş üzerindeki 48 birey dahil edilmiş, 5 hasta dahil edilme kriterlerine uymadığı için çalışma dışı bırakılmış ve sonuç olarak çalışma 43 hastayla gerçekleştirilmiştir. Hastalar ramdomize olarak Grup A ve Grup B olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Birinci gruptaki hastalara, 0.03 mg/kg iv midazolam bolus dozunun uygulanmasını takiben operasyon tamamlanana kadar 0.02 mg/kg/saat infüzyon dozu uygulanmıştır. İkinci gruptaki hastalara deksmedetomidin 1 ?g /kg iv bolus dozunu takiben 0.5 ?g/kg/saat infüzyon dozu operasyon süresince uygulanmıştır. Tüm vital bulgular kaydedilmiş; hastalar postoperatif ağrı, ilaca bağlı yan etkiler, anterograd amnezi düzeyi, ve memnuniyet bakımından değerlendirilmiştir. Sedasyon sürecinin 30. ve 45. dakikalarında yapılan ölçümlerde, kalp atım sayılarının düşüşünde istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmiş; Grup A' daki düşüş miktarı Grup B' den fazla bulunmuştur (p<0.05). Ortalama kan basıncında meydana gelen düşüş de Grup A' da Grup B' ye göre 30, 45, ve 60. dakikalarda daha fazla olmuştur (p<0.05). Postoperatif ilk 1 saat içinde Grup B'deki Sayısal Derecelendirme Ölçeği (SDÖ) değerleri Grup A' dan anlamlı düzeyde daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Gruplar postoperatif analjezik ilaç kullanım miktarı açısından değerlendirildiğinde A ve B grupları arasında anlamlı fark tespit edilmiş; Grup B' nin ilaç alım miktarı Grup A' dan düşük bulunmuştur (p<0.01). Gruplar arası hasta-hekim memnuniyeti açısından anlamlı fark tespit edilmiştir. Grup B' deki hasta ve hekim memnuniyeti Grup A' dan anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.05). Hastaların amnezi düzeyleri ve Ramsay skorları açısından iki grup arasında fark bulunmamış, bütün hastalarda kısmi derecede anterograd amnezi oluştuğu tespit edilmiştir. Desaturasyon meydana gelme oranı açısından gruplar karşılaştırıldığında; deksmedetomidin kullanılan hastaların hiçbirinde desaturasyon görülmemiş, midazolam kullanılanlarda desaturasyon meydana gelmiştir (p<0.05). Bütün bu veriler göz önüne alındığında dental implant cerrahisinde bilinçli sedasyon amacıyla uygulanan deksmedetomidinin midazolama göre klinik açıdan daha üstün olduğu ve daha etkin bir analjezi sağlayarak postoperatif ağrı kesici kullanımını azalttığı görülmüştür.
  • Öğe
    Asemptomatik dişlerde tek seansta ve farklı medikamentler kullanılarak çok seansta yapılan yeniden kanal tedavisi uygulamalarında oluşan postoperatif ağrının karşılaştırılarak değerlendirilmesi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, 2017) Erdem Hepşenoğlu, Yelda; Eyüboğlu, Tan Fırat
    Kanal tedavisi, kök kanalı içerisindeki enfekte dokunun uzaklaştırılarak geriye kalan yapının orjinal forma uygun genişletilip, temizlenerek doldurulmasını içeren bir tedavi şeklidir. Eskiden birkaç seansta tamamlanan bu tedavi tekniği, yeni çıkan aletler ve malzemeler ile tek seansta güvenli bir şekilde tamamlanabilmektedir. Tek seansta yapılan uygulamalar, birden fazla seansta uygulanan kanal tedavilerine göre daha avantajlıdır. Yeniden kanal tedavisi uygulaması daha önce kanal tedavisi yapılmış ancak başarısız olmuş dişlerde kanal tedavisinin yeniden uygulanmasını öngören bir tedavi tekniğidir. Postoperatif ağrı, seans sayısı kadar, tedavi öncesinde ve tedavi sırasında karşılaşılan faktörlerle de ilişkilendirilmektedir. Tek veya c?ok seans yeniden kanal tedavisi uygulamalarından sonra hastalarda farklı du?zeylerde ag?rı s?ikayetleri olmaktadır. Bu ağrı genelde artık pulpa dokusu ve periodontal dokuların iltihabi reaksiyonu ile meydana gelmektedir. Yeniden kanal tedavisi protokolünün, tek seansta güvenli ve verimli bir şekilde yapılabilmesi klinik endodonti uygulamalarında zaman kazanımı ve masraf açısından daha verimli bir aşamaya geçilmesini sağlayacaktır. Ayrıca çok seansta yapılan kök kanal tedavilerinde, kök kanalının komplike anatomik yapısı nedeniyle seans arasında uygulanan kanal içi medikamentlerin dentin kanalcıklarında, istmuslarda ve lateral kanallardaki mikroorganizmalara ulaşamaması veya bazı mikroorganizmalara karşı etkisiz kalması söz konusu olabilmektedir. Ek olarak geçici dolgu bulunan kronun kırılmaya müsait yapısı ve Ca(OH)2 gibi bazı kanal içi medikamentlerin kostik etkileri nedeniyle dentin direnci azaldığı için kök kanal tedavisi esnasında veya sonrasında kırık riski ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle bu çalışmada asemptomatik 2 dişlerde tek seansta ve farklı medikamentler kullanılarak çok seansta yapılan yeniden kanal tedavisi uygulamalarında oluşan postoperatif ağrının karşılaştırılarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
  • Öğe
    Mandibular simfizis morfolojisinin farklı sagittal maloklüzyonlarda incelenmesi, nazofaringeal yapılar ile ilişkisi ve estetik açıdan değerlendirilmesi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, 2016) Torğut, Ayşe Gül; Akan Bayhan, Seden
    Farklı sagittal maloklüzyonlara sahip hastaların mandibular simfizis morfolojisinin değerlendirildiği, bu yapının nazofaringeal yapılar ile olan ilişkisinin ve estetik çekiciliğin incelendiği retrospektif bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya Sınıf I, Sınıf II div 1, Sınıf II div 2 ve Sınıf III maloklüzyonlara sahip toplam 100 hasta dahil edilmiştir. Yaş ortalaması sırasıyla 17,29, 17,77, 16,99 ve 20,61'dir. Birinci aşamada sefalogramlar üzerinde iskeletsel ve dental ölçümler ile simfizyal ve nazofaringeal ölçümler yapılmıştır. İkinci aşamada, estetik değerlendirme için hastaların silüetlerinden hazırlanan sunum 7 Ortodontist, 7 Çene Cerrahı ve 7 Serbest birey olmak üzere 21 gözlemciye izlettirilmiş; değerlendirmeler için Görsel Analog Skalası (VAS) kullanılmıştır. Birinci bölümde, Tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ile Tukey Post Hoc testi; simfizyal ile nazofaringeal ölçümler arasındaki ilişki için Pearson korelasyon analizi; ikinci bölümde ise tekrarlayan ölçümlerde varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Ölçümler sonucunda, simfizisin dik yön gelişimi arttıkça ANB açısında, alt keser inklinasyonunda ve hyoid kemik-mandibula vertikal mesafesinde anlamlı azalmalar; SNB açısında, hyoid kemiğin simfizise olan yatay mesafesinde ise anlamlı artışlar saptanmıştır. Simfizisin mandibular düzleme göre inklinasyon artışıyla dil yüksekliğinde azalma görülmüştür. Çene ucu estetiği değerlendirilmesinde, maloklüzyonlar arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Ancak maloklüzyon grupları tek tek ele alındığında serbest bireylerin verdiği ortalama VAS skorları diğer panelistlere göre anlamlı derecede az bulunmuşur.
  • Öğe
    Maloklüzyonun ve ortodontik tedavi zorluğunun ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi üzerine etkisi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, 2016) Olkun, Hatice Kübra; Sayar, Gülşilay
    Bu çalışmanın amacı maloklüzyon ve ortodontik tedavi zorluğunun hasta memnuniyeti üzerine etkisini değerlendirmektir. Çalışmamızda İstanbul Medipol Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı Kliniğine başvuran yaşları 13-35 arasında değişen 102 (65 kadın ve 37 erkek) hastaya ortodontik tedavi zorluğunu belirlemek için Tedavi Zorluğunu, Sonucunu, İhtiyacını belirleyen İndeks (Index of Complexity, Outcome and Need- ICON) ve hasta memnuniyetini (Oral Health Related Quality of Life- OHRQoL) değerlendirmek için tedavi öncesi ve sonrası Ağız Sağlığı Etki Profili (Oral Health Impact Profile-OHIP-14) anketinin Türkçe versiyonu uygulanmıştır. Yapılan ICON skorlamasına göre çalışmaya katılan hastaların % 10,8'i kolay, % 37,3'ü hafif, % 14,7'si orta zor, % 10,8'i zor ve % 25,5'i çok zor olarak sınıflandırılmıştır. OHRQoL (toplam OHIP-14 skoru ve alt ölçeklerinin skorları) değerlendirilmesinde bütün gruplarda tedavi sonrası iyileşme gözlenmiştir. Gruplar arasında toplam OHIP-14 skorlarında hem tedavi öncesi, hem de tedavi sonrasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunamamıştır. Tedavi öncesi skorlamada en yüksek puanlar, zor grupta fiziksel ağrı ve psikolojik rahatsızlık alt ölçeklerinde, diğer gruplarda ise psikolojik rahatsızlık ve psikolojik yetersizlik alt ölçeklerinde görülmüştür. Tedavi öncesi psikolojik yetersizlik alt ölçeğinde, zor grup, orta zor gruba göre istatiksel olarak anlamlı fark göstermiştir (p = 0.048). Sonuç olarak maloklüzyonun OHRQoL üzerinde önemli ölçüde olumsuz etkisi vardır ve ortodontik tedavi hastaların yaşam kalitesini iyi yönde etkilemektedir.
  • Öğe
    Beyazlatma ajanlarının estetik restoratif materyallerin yüzey özellikleri üzerine etkisi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, 2016) İnan Kurugöl, Pelin; Kara, Haluk Barış
    Bu çalışmanın amacı, bireylere diş hekimleri tarafından önerilerek evde uygulanan % 6 hidrojen peroksit (Opalescence GO) ve % 16 karbamid peroksit (Opalescence PF) beyazlatma ajanlarının, dental restorasyonlarda kullanılan üç farklı CAD/CAM porseleninin yüzey özellikleri üzerine etkilerini in situ olarak incelemektir. Çalışmada incelenmek üzere, feldspatik (Cerec), lösit ile güçlendirilmiş (IPS Empress CAD) ve lityum disilikat ile güçlendirilmiş (IPS e-max CAD) porselen bloklarından, her porselen grubundan otuzar adet olmak üzere, 6 x 6 x 2 mm boyutlarında, bir yüzeyi polisajlanmış, toplam doksan adet porselen örneği hazırlanmıştır. On gönüllü bireyin üst çenelerinden aljinat ile ölçü alınarak modelleri elde edilmiştir. Sert damak bölgelerine her bir porselen grubundan üçer adet olmak üzere, toplam dokuz adet porselen örneği, polisajlı yüzeyleri yukarıya bakacak şekilde yerleştirilerek, modeller üzerinde 0,9 mm kalınlığında beyazlatma plakları hazırlanmıştır. Her bir gönüllünün plağında bulunan kontrol grubundaki üç adet porselen örneğine beyazlatma ajanı uygulanmamış, hidrojen peroksit grubundaki porselenlere günde 90 dakika, karbamid peroksit grubundaki porselenlere ise günde 6 saat olmak üzere 10 gün boyunca beyazlatma işlemi uygulanmıştır. Beyazlatma uygulamaları öncesinde ve sonrasında, porselen örneklerin spektrofotometre ile renk, glossmetre ile parlaklık, temaslı profilometre ile pürüzlülük ve mikrosertlik test cihazı ile Vickers sertlik değerleri ölçülmüş, beyazlatma uygulamaları sonunda SEM ile x500 büyütmede görüntüler alınmıştır. İstatistiksel analizler, Two-way ANOVA, Oneway ANOVA testi, post hoc karşılaştırmalarında Tukey HSD test ve Tamhane's T2 testi ve Paired Sample t test kullanılarak yapılmıştır. Anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda, en fazla renk değişimi Cerec grubunda gözlenmiş, pürüzlülük değişimleri porselen grupları arasında anlamlı farklılık göstermemekle birlikte en fazla artış yine Cerec grubunda görülmüştür. Mikrosertlik değerleri, tüm gruplarda anlamlı değişim gösterirken, parlaklık değerlerinde anlamlı düşüş görülmüştür.
  • Öğe
    Adezyon molekülleri ve ekstraselüler matriks proteinlerinin odontojen lezyonların biyolojik davranışları üzerine etkisinin değerlendirilmesi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, 2016) Tüfekçioğlu, Şükran; Delilbaşı, Barış Çağrı
    Gerçek kistler vücudun diğer kemiklerine oranla çene kemiklerinde daha sık bulunur. Bu durum ağız dokularında kist oluşturabilecek çok sayıda odontojen epitel kalıntılarının varlığı ile açıklanabilir. Çoğu oldukça yavaş büyüme özelliği gösteren bu kistler, iltihapsal ve gelişimsel kistler olmak üzere iki ana sınıfa ayrılır. Bunların içinde gelişimsel bir kist olan odontojen keratokist (OKK) yerel nüks oranının yüksek oluşu ve agresif klinik davranışı nedeniyle diğer ağız kistlerinden ayrılmaktadır. Bu özellikler ağızda en çok görülen benign bir odontojen tümör olan ameloblastomun klinik seyri ile benzeşmektedir. Çalışmamızda parakeratotik odontojen kist (pOKK), ameloblastom ve dentigeröz kistlerin (DK) yerel yinelemelesi ve lokal agresif davranışlarıyla; ekstraselüler matriks proteinleri ve adezyon molekülleri arasındaki ilişki değerlendirildi. Değerlendirme ekstraselüler matriks proteinlerinden laminin ve kollagen; adezyon moleküllerinden ise E- kadherin, ? -catenin ve ICAM antikorları ile yapıldı. DK' ların tüm boyamalarda pOKK ve Ameloblastoma göre istatistiksel olarak anlamlı derecede güçlü boyandığı tespit edildi. Sonuç olarak; pOKK ve ameloblastomun DK' dan az boyanmaları, yüksek yerel yineleme ve lokal agresif davranışlara sahip olması ile ilişkili olduğunu düşündürmektedir.
  • Öğe
    LED ile ısı uygulamasının geleneksel yapıştırıcı cam iyonomer simanların mekanik özellikleri üzerine etkisi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2016) Uysal, Büşra; Ballı Akgöl, Beyza
    Cam iyonomer simanlar dolgu malzemesi, yapıştırma ajanı ve kaide maddesi olarak çocuk diş hekimliğinde geniş kullanım alanına sahiptir. Cam iyonomer simanların mekanik özelliklerini geliştirebilmek için günümüze kadar pek çok modifikasyon yapılmaktadır. Son zamanlarda çalışmalar geleneksel cam iyonomer simanların en büyük dezavantaj olan nem hassasiyetinin önüne geçebilmek için materyale dışarıdan ısı verilmesi üzerine yoğunlaşmaktadır. Bu çalışmanın amacı, çocuk diş hekimliğinde yer tutucu apareylerin bantlarını simante etmek için kullanılan geleneksel yapıştırıcı cam iyonomer simanlara sertleşme esnasında LED ile ısı uygulamasının mekanik özellikleri üzerine etkisini in-vitro olarak değerlendirmektir. Çalışmada Ketac Cem Radiopaque (3M ESPE, St. Paul, Minnesota, Amerika), Meron(VOCO, Cuxhaven, Almanya) ve Kavitan Cem (Spofadental, Markova, Çek Cumhuriyeti) marka geleneksel yapıştırıcı cam iyonomer simanlar, ısı kaynağı olarak 1200mW/cm2 ışık yoğunluğuna sahip Elipar S10(3M ESPE) LED ışık cihazı kullanıldı. Basma dayanımı testi için 6mm yüksekliğe 4mm genişliğe sahip teflon kalıp, çapsal çekme dayanım testi için ise 3mm yüksekliğe 6 mm genişliğe sahip metal kalıp hazırlandı. Materyaller ısı uygulanmayan kontrol grubu, 60 saniye ve 90 saniye LED ile ısı uygulanan çalışma grupları olmak üzere üç alt gruba ayrıldı (n=10). Isı uygulaması, 'yönlendirilmiş sertleşme' gerçekleşmesi için kalıba yerleştirilen simanların sertleşmesi esnasında uygulandı. Mekanik dayanıklılık testleri geleneksel cam iyonomer simanların sertleşme süresi bitiminden 24 saat sonra yapıldı. Elde edilen verilerin değerlendirilmesinde İki Yönlü ANOVA testi kullanıldı. Devam testleri olarak Tek Yönlü ANOVA testi ve post hoc değerlendirmelerinde Tukey HSD test ve/veya Tamhane's T2 test kullanıldı. Anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. Çalışmada her üç materyalde çapsal çekme dayanıklılığı açısından kontrol grupları ve ısı uygulanan gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmemiştir. Isı uygulanan Meron ve Kavitan Cem siman örneklerinde basma dayanıklılığı artarken, Ketac Cem de belirgin bir etkisi olduğu görülmemiştir. Çalışmamızda ısı uygulamasının geleneksel cam iyonomer simanların mekanik özelliklerini olumlu yönde etkilediği saptanmıştır. Ancak ısının mekanik özellikler üzerindeki etkisi materyalin içeriği, partikül boyutu, konsantrasyonu gibi pek çok faktörden etkilendiği için farklı materyallerde farklı sonuçlar gözlenebilmektedir.
  • Öğe
    Güncel kompozit rezinlerin renk stabilitelerinin in vitro olarak değerlendirilmesi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2015) Genç Çalışkan, Gencay; Toz Akalın, Tuğba
    Bu çalışmanın amacı, siyah çayın on iki farklı kompozit rezinin renk stabilitelerine olan etkisinin spektrofotometrik ölçümler ile değerlendirilmesidir. On iki kompozit rezinin her birinden 24 adet olmak üzere toplamda 288 adet disk şeklinde (5mm çapında ve 2 mm kalınlığında) örnekler hazırlanmıştır. İki nanofil; Filtek Ultimate (3M ESPE, St. Paul, MN, ABD), Clearfil Majesty Es-2 (Kuraray Medical Co., Tokyo, Japonya), beş nanohibrit; IPS Empress Direct (Ivoclar Vivadent, Schaan, Lihtenştayn), Charisma Diamond (Heraeus Kulzer, Hanau, Almanya), Estelite ? Quick (Tokuyama Dental Co., Tokyo, Japonya), Clearfil Majesty Esthetic (Kuraray Medical Co., Tokyo, Japonya), Aelite Aesthetic Enamel (Bisco, Schaumburg, ABD), üç mikrohibrit; (Esthet X) (Dentsply, York, PA, ABD), Point 4 (Kerr Corp., Orange, CA, ABD), Herculite XRV Ultra (Kerr Corp., Orange, CA, ABD), bir giomer; Beautiful II (Shofu, Kyoto, Japonya), bir ormoser; Ceram x Duo (Dentsply, Detrey GmbH, Konstanz, Almanya) (hepsi mine ve A2 tonunda) olmak üzere hazırlanmıştır. Kompozit rezinler kendi içinde rastgele iki gruba ayrılmıştır. Örneklerin tümü distile suda 24 saat bekletilmiştir ve bir spektrofotometre (Konica Minolta CM-3600A) ile başlangıç renk ölçümleri yapılmıştır. İlk grup siyah çayda (Lipton, İngiltere) bekletilirken (n=12); ikinci grup distile suda bekletilmiştir (kontrol grubu). Bu işlem 7 gün süresince tekrarlanmıştır. Örneklerin renkleri tekrar ölçülmüştür, renk farkları CIE Lab (Comission Internationale de I'Eclairage) ve CIEDE 2000 sistemlerine göre kaydedilmiştir. Sonuçların istatistiksel analizinde paired t testi, varyans analiz ölçümleri (ANOVA), Tamhane's T2, Student t ve Tukey testleri kullanılmıştır (p<0,05). Charisma Diamond ve Clearfil Majesty Esthetic dışında diğer kompozit gruplarının siyah çaydaki renk değişimleri, distile sudaki (kontrol grupları) renk değişimlerinden istatistiksel olarak anlamlı oranda yüksek bulunmuştur (p<0,05). Çayda bekletilen Clearfil Majesty Es-2 grubu en az renk değişimi gösterirken, Beautifil II grubu en yüksek renk değişimi göstermiştir. Sonuç olarak, siyah çay tüketimi kompozit rezinlerin renk stabilitelerini etkilemektedir. Bu nedenle hastalar çay tüketiminin etkisi konusunda bilgilendirilmelidir.
  • Öğe
    Bukkal yüzeydeki beyaz nokta lezyonlarında uygulanan farklı tedavi seçeneklerinin klinik olarak karşılaştırılması
    (İstanbul Medipol Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2015) Gözetici, Burcu; Öztürk Bozkurt, Funda
    Bu klinik çalışmanın amacı, bukkal yüzeylerdeki beyaz nokta lezyonlarında, rezin infiltrasyon tekniği, kendiliğinden düzenlenebilen peptid tedavisi ( P11-4) ve florür verniğinin tedavi edici etkilerinin karşılaştırılmasıdır. Üniversite kliniğine başvuran ve her segmentte en az 1 adet bukkal yüzeyde yer alan beyaz nokta lezyonu bulunan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 113 hasta değerlendirilmiştir. Öncelikle uygun lezyonlar LAA-ICDAS sistemine göre görsel olarak skorlanmıştır. Ardından dişlerin profesyonel temizliği yapılarak DIAGNOdent pen ile lezyonların ölçümü gerçekleştirilmiştir. Lazer floresans ölçümlerine (LF pen >8 ) dayalı olarak 21 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. LF pen ölçümlerinin ve fotoğraf kayıtlarının alınmasının ardından lezyonlar rastgele dört gruba ayrılmıştır. Başlangıç LF pen skorlarına körleştirilen bir klinisyen, rastgele kontrol ve tedavi gruplarını belirlemiş ve her grup için belirlenen tedavi protokollerini uygulamıştır. Hastaların dörtten fazla sayıda uygun lezyonu varsa, lezyonlardan dördü rastgele seçilerek çalışmaya dahil edilmiş ve kontrol randevularında ölçümleri gerçekleştirilmiştir. Lezyonlar 3 ay sonraki kontrol randevusunda LAA-ICDAS sistemine göre görsel olarak skorlanmış; 1 hafta ve 3 ay sonraki kontrol randevularında LF pen ile ölçümleri yapılmıştır. Çalışma süresi boyunca istenmeyen bir yan etki görülmemiştir. Başlangıç ve kontrol randevularında toplanan verilerin karşılaştırılmasında Friedman testi ve Wilcoxon işaret testi kullanılmıştır. LAA-ICDAS skorları ve LF pen ölçümlerinin ilişkisi Spearman's rho ile hesaplanmıştır. Başlangıç ile karşılaştırıldığında 3. ayda, florür verniği grubu hariç tüm gruplarda istatistiksel olarak anlamlı bir azalma olmuştur ve LAA-ICDAS skorları DIAGNOdent pen ölçümleri ile iyi korelasyon göstermiştir. Rezin infiltrasyon grubu hariç 1. hafta ve 3. ay LF pen skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur. Bu çalışma rezin infiltrasyon tekniğinin bukkal yüzeydeki beyaz nokta lezyonlarının tedavisinde, kendiliğinden düzenlenebilen peptid ve florür verniğine göre daha etkili olduğunu göstermiştir. Ancak, rezin infiltrasyonun etkisinin zaman içerisinde stabil kalmadığı görülmüştür ve bu nedenle bu teknik ile tedavi edilen lezyonların yakından izlenmesi gereklidir.
  • Öğe
    Periodontal durumun tükürük anti -inflamatuar proteini Gas6 üzerindeki etkisinin incelenmesi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, 2015) Dyrmishi, Arten; Balcı, Nur
    Periodontal durumun tükürük anti-inflamatuar proteini Gas6 üzerindeki etkisinin incelenmesi Bu çalışmanın amacı anti-inflamatuar bir protein olan ve obezite, diyabet ve aterosklerozis, gibi kronik hastalıkların patogenezinde rol oynadığı bilinen Gas6 proteininin periodontal hastalığa sahip bireylerin tükürüğünde tespit edilmesi ve klinik durum ile ilişkisinin incelenmesidir. Üniversite kliniğine başvuran ve çalışmaya katılmayı kabul eden 40 hasta değerlendirilmiştir. Bu çalışmaya dahil edilen tüm hastalardan sosyodemografik veriler bir anket yardımıyla toplanmıştır. Aynı gün içeresinde hastadan 5-10 mL miktarda uyarılmamış tükürük toplanılmıştır. Hastalardan plak indeksi, gingival indeksi, cep derinliği, sondalamada kanama indeksi ölçümleri yapılmıştır. Bu ölçümlerin sonucunda hastalar periodontal açısından kronik periodontitis ve sağlıklı olarak iki gruba ayrılmıştır. Hastadan steril ortamda toplanmış olan tükürük örnekleri Gas6 anti-inflamatuar proteini açısından ELISA testi yardımıyla incelenmiştir. Sonuçlar IBM SPSS Statistics 22 programı kullanarak karşılaştırılmıştır. Çalışmamızın sonucunda Gas6 proteini açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Ancak Gas6 proteininin periodontal hastalığa sahip bireylerin tükürüğünde tespit edilebilmiş olması umut vericidir. Periodontal hastalık patogenezinde Gas6'in rolünün daha iyi anlaşılabilmesi için ileriye dönük yeni çalışmalara ihtiyaç vardır.
  • Öğe
    Trombositten Zengin Fibrin'in osseointegrasyon üzerindeki etkisinin rezonans frekans analizi ile değerlendirilmesi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, 2015) Güler, Ahmet; Uslu Toygar, Hilal
    Trombositten Zengin Fibrin'in , osseointegrasyon üzerindeki etkisinin, rezonans frekans analizi (RFA) ile değerlendirilmesi. Çalışmanın amacı, Trombositten Zengin Fibrin'in (PRF), erken ve uzun iyileşme periyodunda dental implantların stabilitesine olan etkisinin rezonans frekans analiz yöntemi ile değerlendirilmesi ve implant boyun rezorpsiyonuna olan etkisinin radyografik olarak araştırılmasıdır. Çalışmaya, yapılacak cerrahi işlem için kontrendikasyon oluşturabilecek sistemik rahatsızlığı bulunmayan, periodontal olarak sağlıklı, mandibula posterior bölgesinde tekli veya çoklu diş eksikliği olan , implant yapabilmek için ileri cerrahi işleme ihtiyaç duyulmayan ,ilgili bölgedeki diş çekimlerinin en az altı ay önce yapıldığı, 24 hastada toplam 31 implant bölgesi dahil edilmiştir. Çalışma grubundaki (PRF+) hastalarda implant yuvaları hazırlandıktan sonra PRF'in buffy coat kısmı implant soketi içerisine, kalan diğer parçası implant boynuna gelecek şekilde yerleştirilmiştir. Kontrol grubu (PRF-) hastalarda, standart yerleştirme protokolü uygulanmıştır. PRF- grup hastaların implant soketlerine herhangi bir uygulama yapılmamıştır. İmplantlar soketlerine yerleştirildikten sonra rezonans frekans analizi ölçümleri, OsstellTM Mentor cihazı ile, operasyon esnasında, post-operatif 1.,2.,3.,4.,6.,8.,12. haftalarda yapılmıştır. PRF+ ve PRF- gruplarındaki her hastadan , implant cerrahisi öncesinde, cerrahiden hemen sonra ve uygulama sonrası 1. yılda ortopantomografik görüntüler alınmıştır. Bu görüntüler üzerinde yapılan ölçümler ile elde edilen veriler analiz edilmiştir. RFA ile yapılan değerlendirmelerde, erken ve uzun iyileşme dönemlerinde, PRF+ ve PRF- implantların stabiliteleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark oluşmadığı görülmüştür. (p>0.05) Radyografik ölçümler neticesinde PRF+ ve PRF- implantlar arasında, başlangıça göre, 1. yılda görülen implant boyun rezorpsiyonu açısından istatistiksel olarak herhangi bir fark belirlenmediği sonucuna varılmıştır. (p>0.05) Çalışmanın sonuçları; implant soketi ya da çevresine PRF uygulanmasının kısa ve uzun dönem RFA değerlerine pozitif etkisinin olmadığını göstermektedir. Ayrıca implant boyun bölgesinde ortaya çıkan kemik kaybı üzerine de artı bir etkisinin olmadığı saptanmıştır. Bu bulguların desteklenmesi için daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
  • Öğe
    Temporomandibular rahatsızlık semptomları üzerine splint yüksekliği etkisinin değerlendirilmesi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2015) Bilir, Halenur; Kurt, Hanefi
    Amaç: Bu çalışmanın amacı splint yüksekliğinin temporomandibular rahatsızlıkların semptomları üzerine etkisinin değerlendirilmesidir. Materyal ve Metot: Hastalar 1,5 yıl boyunca İstanbul Medipol Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalı'na temporomandibular rahatsızlık şikayetiyle başvuran hastalar arasından seçilmiştir. Çalışmaya katılmaya gönüllü olan hastalardan bilgilendirilmiş onamları sözlü ve yazılı olarak alınmıştır. Muayenesi sonrasında splint tedavisine karar verilen hastalarda rutin olarak uygulanan splintin oklüzal yüzeyine tüm karşıt ark dişlerinin temasının sağlanması için yapılan yükseltme işlemi 52 tanesinde 2 mm, diğer 52 tanesinde ise 4 mm olarak uygulanmıştır. Altı ay sonunda her iki grupta 39 hasta olmak üzere toplam 78 hasta kontrollerine düzenli devam etmiş ve son kontrole gelmiştir. Hastalar tedavinin 1., 2. ve 3. aylarında Temporomandibular Rahatsızlıklar için Araştırma Teşhis Kriterleri'nin (TMR/ATK) anamnez ve muayene formunun sadece muayene formu ile tedavinin başlangıcı ve 6. ay sonunda ise TMR/ATK'nın anamnez ve muayene formu ile değerlendirilmiştir. Her hastaya, stabilizasyon splinti Dr. Okeson'un (1) önerdiği şekilde, kare plakların 2 mm veya 4 mm yükseltileceği şekilde üzerine otopolimerizan akrilik reçine kullanılarak hazırlanmış ve hastalardan 6 ay boyunca gece yatarken kullanmaları istenmiştir. Hastalar 1., 2., 3. ve 6. aylarda kontrole çağrılmıştır. Splintler tedavi süresince kontrollerde uyumlandırılmıştır. Bütün hastalar TME'nin anatomisi ve fonksiyonu, tıklamanın ve kilitlenmenin mekanizması, ağrının nedeni ve tedavi alternatifleri hakkında tedavi öncesi bilgilendirilmiştir. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, istatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics 22 (IBM SPSS, Türkiye) programı kullanılmıştır. Sonuçlar, anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Sonuçlar: Bu araştırma sonucunda 2 mm ve 4 mm splint grupları arasında tedavi sonrasında hastaların subjektif semptomlarından ağrı dereceleri açısından değerlendirildiğinde istatiksel olarak anlamlı bir fark olmasına rağmen, mandibulanın fonksiyonlarında kısıtlılık, depresyon ve somatizasyon dereceleri gibi subjektif semptomları ve TME sesleri, kaslar ve eklemlerin palpasyondaki ağrı dereceleri gibi objektif bulgularında tedavi öncesine göre düzelme olduğu, ancak iki grup arasında düzelmedeki etkinlik açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadığı görülmüştür.
  • Öğe
    Aşındırıcı tozların multi faz interpenetre seramik-rezin kompozit materyallerin optik ve yüzey özelliklerine etkisi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2015) Turunç Oğuzman, Rana; Yüzbaşıoğlu, Hüseyin Emir
    Amaç: Bu çalışmada beş farklı oral profilaksi tozunun beş farklı restoratif CAD/CAM materyalinin renk, translusentlik, kontrast oranı, yüzey parlaklığı, yüzey pürüzlülüğü ve madde kaybı değişimleri üzerine etkilerini incelemek amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Beş farklı CAD/CAM bloklarından (Lava Ultimate, Vita Enamic, GC Cerasmart, Paradigm MZ100, Vita Mark II) 1 mm kalınlığında disk şeklinde 250 örnek hazırlanmıştır. Örnekler rastgele beş gruba (n=10) bölünerek eritritol, sodyum bikarbonat, glisin, kalsiyum karbonat, alüminyum hidroksit içerikli aşındırıcı oral profilaksi tozlarına maruz bırakılmıştır. Örneklerin uygulama öncesi ve sonrasında renk değerleri, yüzey parlaklığı, yüzey pürüzlülüğü, ağırlıkları ölçülmüştür. Ayrıca örneklerin yüzeyleri kalitatif olarak taramalı elektron mikroskobu ile incelenmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde Shapiro Wilk testi, tek yönlü varyans analizi, Tukey HSD testi, bağımlı gruplar t testi ve iki yönlü varyans analizi kullanılmıştır (p<0,001) ve (p<0,05). Bulgular: Aşındırıcı oral profilaksi tozu uygulaması CAD/CAM restoratif materyallerinde renk stabilitesi, translusentlik, kontrast oranı, yüzey pürüzlülüğü, yüzey parlaklığı, madde kaybı miktarında istatistiksel olarak anlamlı farklıklar göstermiştir (p<0,001; p<0,05). Sonuç: Kalsiyum karbonat ve alüminyum hidroksit içerikli aşındırıcı oral profilaksi tozlarının rezin kompozit ve hibrit seramik esaslı restorasyonlarda kullanımı sırasında dikkat edilmelidir. Rezin kompozit, tam seramik ve hibrit seramik restorasyonlarda glisin, eritritol ve sodyum bikarbonat esaslı aşındırıcı oral profilaksi tozları güvenli şekilde kullanılabilir.