Yazar "Yayla, Atilla" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 12 / 12
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Öğe Akademide grup düşün çoklukçu bölüm siyaseti ve profesyonel piramit(2021) Klein, Daniel B.; Stern, Charlotta; Yayla, AtillaAmerikan futbolunda farklı takımların taraftarları kurallarla, hakemlikle ve performans değerlendirmeyle ilgili genel meselelerde anlaşabilirler, çünkü bu tür meseleler herhangi bir özgül takıma destekten tefrik edilebilirdir. Ancak, akademide kuralların ve performans standartlarının özgül inançlar için destekten ayrılamaz olduğunu görürüz. Akademiya’da ideolojik hassaslıklar ve taahhütler (bağlılıklar-commitments) tüm akademik teşebbüsün (enterprise) nosyonlarıyla bağlı olmaya meyleder. Bu yüzden, birinin pozisyonunun nasıl hakem değerlendirmesine tabi tutulması (umpired) veya değerlendirilmesi gerektiğiyle birinin belli bir “takım” için desteği birbirinden ayrılabilir değildir.Öğe Benjamin Constant: Özgürlük ve toplumsal sistem(İstanbul Medipol Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Bodur, Kenan; Yayla, AtillaOn sekizinci yüzyılın sonlarında ve on dokuzuncu yüzyılın başında Fransa'da yaşanan tüm siyasi çalkantılara şahit olan Benjamin Constant (1767 -1830), İsviçre kökenli Fransız bir filozoftur. Gazeteci ve aktif politikacı kimliğiyle, Fransa'nın siyasi hayatı-na önemli katkılar sağlamıştır. Dönemin siyasi olaylarını yakinen müşahede eden Constant, Fransız Devrimi'nden sonra liberal görüşleri dile getiren ilk kişidir. Kendi-sini bu denli önemli kılan unsur, Constant'ın bireysel özgürlüklere verdiği önemin ya-nı sıra zorbalığa ve mutlak otoriteye karşı duruşudur. Fransız Devrimi'nden sonra or-taya çıkan özgürlük kavramını, kadimlerin ve modernlerin özgürlük anlayışlarındaki farklılıkları ortaya koyarak liberal düşünceye katkıda bulunmuştur. Constant, Aydın-lanma çağının önemli mimarlarından Jean- Jacques Rousseau'nun siyasi egemenlik fikrinin, devrim sonrası yönetimlerde uygulanmasının yanlışlığını ortaya koymuştur. Bu tezin amacı, Constant'ın kendi eserleri üzerinden bir literatür taraması yaparak, betimsel bir çalışma yapmaktır. Bu bağlamda, Constant'ın entelektüel biyografisinin yanı sıra, negatif özgürlük, siyasi egemenlik, toplumsal ve anayasal düzen üzerine neş-redilen önemli eserlerinin irdelenmesiyle literatüre bir nebze olsun katkı sağlanacağı düşünülmüştür.Öğe Hayek ve Rawls'un adalet teorileri: Bir karşılaştırma(İstanbul Medipol Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Argüt, Kaanhan; Yayla, AtillaSiyaset teorisinde adalet kavramının tanımına dair geniş bir fikir birliği henüz oluşmamıştır. Adaleti doğru anlamak, özgürlükleri koruyarak kaynakların dağılımını verimli ve hakkaniyetli yapmak için adalet teorilerinin doğru konumlandırılması hayatidir. Terminolojinin doğru kullanılması demagogların politik diskurlarını önleyebileceği gibi geçmişteki piyasa müdahalelerin vahim sonuçlarını da bizlere hatırlatacaktır. Tarih içerisinde farklı yaklaşımlarla tanımlaması yapılmış olan adalet çalışma içerisinde usuli adalet ve sosyal adalet olarak ikiye ayrılarak tasniflenmiştir. Hayekçi adalet teorisi usuli adalet teorilerine dahil iken. John Rawls'ın teorisi sosyal adalet teorileri altında incelenmektedir. İki düşünürün toplum, bilgi ve ekonomi teorilerini incelemek, karşılaştırmak ve kavramsallaştırmak bu çalışmada oldukça kendilerinin adalet teorilerini kavramsallaştırmak için hayli faydalı olmuştur. Her ne kadar iki düşünür de geniş anlamda liberal düşüncenin temsilcileri olsa da kavrama politik-ekonomi açısından kökten yaklaşımlarına bakıldığına iki düşünür de dramatik farklılıklarla adalete yaklaşmaktadır. Hayek adaleti insana dair olan evrimsel süreçlerin doğal çıktısı olarak görmektedir. Diğer taraftan Rawls ise toplumun adalet ihtiyacının iyi düzenlenmiş bir toplum ile mümkün olduğunu ileri sürer ve adaletin, ahlak teorileri ile güçlendirilmiş normatif bir ilkeler paketi kullanılarak sağlanacağını düşünmektedir. Bu çalışmanın amacı bu iki farklı adalet teorisinin ilkelerinin ve tasarımlarının birbirlerine yaklaştığı ve uzaklaştığı noktaları anlamak için karşılaştırılmasıdır. Metnin dahilinde iki düşünürün birincil kaynaklarının yanı sıra ikincil kaynaklardan da yararlanılarak bir literatür taraması vasıtasıyla karşılaştırmalı bir çalışma yapılmıştır.Öğe Hayek'in sosyal adalet eleştirisi(İstanbul Medipol Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Yaşar, Nimetullah; Yayla, Atillaİnsanlık varoluşundan beri adil bir birlikte yaşam sürdürmenin peşinde olmuş ve hakkaniyet çerçevesinde yaşamayı arzu etmiştir. Dolayısıyla en eski çağlardan beri adalet kavramının tanımı ve adil bir sistemin tesisi üzerine çeşitli tartışmalar ve araştırmalar süre gelmiştir. Adaletin ne olduğunun anlaşılması için öncelikli olarak etimolojik geçmişini ve tarihsel süreçteki gelişimini irdelemek kuşkusuz önemlidir. Bu süreçte çeşitli düşünürlerin öncülüğünde adaletin kavramsallaştırılma süreci de kapsamlı olarak ele alınmalıdır. Bahsedilen düşünürler arasında Hayek'in konumunun adalet mevzu bahis olduğunda kapsamlı bir şekilde ele alınması gerekliliği tartışılmaz bir gerçektir. Bu minvalde bu çalışma adalet konusunda Hayek'in yaklaşımını irdeleyerek Hayek'in sosyal adalet anlayışına yönelik eleştirisine ışık tutma amacındadır. Bu maksatla Hayek'in adalet çözümlemesi incelenmiş ve sosyal adalet eleştirisi detaylı olarak ele alınmıştır.Öğe Hayek'in sosyalizm eleştirisi(İstanbul Medipol Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020) Akman, Tuğba; Yayla, AtillaBu tez çalışması, Friedrich August von Hayek'in, sosyalizmi eleştirmesiyle ilgilidir. Hayek, savunduğu ve desteklediği liberal düşünceye yaptığı katkıların yanında sosyalizme karşı eleştirileriyle de ün salmıştır. Bu çalışmada, sosyalizm eleştirisine, Hayek'in konu ile ilgili doğrudan yaptığı çalışmalara bakılmıştır ve yine sosyalizm eleştirisi yapılırken farklı kaynaklardan da faydalanılmıştır. 1930'lu yıllardan itibaren dünyada sosyalizm yayılmaya başlamıştır. Sosyalizm ideali ve savunucuları, serbest piyasa ekonomisini, rekabeti kesinlikle reddetmiş ve karşılığında kolektif olarak hareket etmeyi ve planlı ekonomiyi diğer bir ifadeyle kumanda ekonomisini savunmuştur. Çalışmamızda sosyalizm, ütopik ve bilimsel olarak ayrılmıştır. Marx, sosyalizmi bilimsel olarak bir çerçeveye oturtmaya çalışmış ve sosyalizmin en ideal sistem olduğunu iddia etmiştir. Ancak, sosyalizmin uygulanamaz olduğu daha önce ispatlanmış olsa da günümüzde ağırlığını koruduğunu ve özellikle entelektüel camiada desteklenmeye devam ettiğine şahitlik ediyoruz. Özellikle sosyalizmin yayılmasında akademik çevrenin ve entelektüel camianın uzun vadeli etkilerinin fark edilmesi ile sosyalizmin eleştirel anlamda ele alınmasına gerek görülmüştür. Bu tez çalışmasının merkezinde sosyalizmin kolektif olarak hareket etmeyi ve plancılığı savunmasının yanlışları yer almaktadır. Bu araştırmada Hayek'in sosyalizm eleştirilerinin dışında sosyalizm tarihinden ve yine Hayek'in ideolojileri değerlendirmede kullanılabilecek temel ölçütlerinden de faydalanılmıştır. Hayek'in sosyalizm eleştirilerinden farklı olarak, Hayek'in sosyalizm eleştirilerine yöneltilen eleştirilere de yer verilmiştir.Öğe İlliberal liberteryenler: Neden liberteryenizm liberal bir görüş değildir ve bu iyi bir şeydir; Samuel Freeman’e cevap(Liberte Bilimsel Araştırma Yayıncılık Reklamcılık Bilgisayar Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi, 2021) Yayla, Atilla; Block, WalterSamuel Freeman’in liberal düşünce dünyasında epeyce ilgi çeken yazısını daha önce çevirmiş ve Liberal Düşünce Dergisi’nde (2011’de) yayınlamıştım: “İlliberal Lİberteryenler: Liberteryenizm Niçin Liberal Bir görüş Değildir?” (Liberal Düşünce, Yıl 2011, Cilt , Sayı 64, ss. 5-39 https://dergipark.org.tr/tr/ pub/liberal/issue/48185/609813 ). Dergi’nin yazının yayınlandığı sayısında benim bu yazıya yönelik bir eleştirim de yer almıştı: “Amerikan Liberalizmi Ne Kadar Liberal?” (Liberal Düşünce, Yıl 2011, Cilt , Sayı 64, ss. 41-68 https:// dergipark.org.tr/tr/pub/liberal/issue/48185/609816) . Daha sonra bu yazılar başka birkaç yazıyla birlikte bir kitapta derlendi: Hangi Liberalizm (Liberte Yayınları, 2013, (https://www.liberte.com.tr/hangi-liberalizm). Aslında Freeman’e sadece benim gibi klasik liberaller değil anarko-kapitalistler de cevap vermişti. O günlerde vakit kıtlığından veya şimdi hatırlayamadığım başka sebeplerden bunlarla ilgilenememiştim. Bu elbette söz konusu kitap için bir zaaftı. Aradan birkaç sene geçtikten sonra şimdi anarko-kapitalist çizginin önde gelen isimlerinden Walter Block’un cevabî yazısını çevirdim. Siyasî gündemin çok yoğun olduğu ve hızla değiştiği ülkemizde fikir alanındaki tartışmaların işin esası olduğu gerçeğinin gözden kaçırılması ihtimâli maalesef çok kuvvetli. Nitekim sosyal medyada biraz gezindiğimizde bunun önemli ölçüde gerçekleştiğini ve insanların bir olay, bir mesaj, bir yorum üzerinden liberalizmin zengin fikir dünyasını, hem de tüketici ve tekelci biçimde yansıttığını zannettiğini görmekteyiz. Bu yüzden, kalıcı eserlerin Türkçeye çevrilmesi ve işin erbabı arasında tartışılması büyük önem ve değer taşımakta. Hangi Liberalizm kitabının yeni baskısına da dâhil etmek istediğim bu makaleyi konuyla ilgilenenlerin dikkatine sunmaktan memnuniyet duymaktayım.Öğe July 15: The glorious resistance of Turkish democracy(SETA Foundatıon, 2016) Yayla, AtillaOn 15 July 2016, Turkey experienced a milestone in its political history. An entity, judicially and officially recognized as the Gulenist Terror Organization (FETO), operating through a group of its disciples nested in the Turkish military, attempted to overthrow Turkey's legitimate and elected government. Several important and unprecedented factors prevented the coup d'etat. Among them, the determined and courageous approach of the ruling AK Party, in solidarity with its opposition; the heroic resistance of the people of Turkey, the Turkish police, and members of the Turkish armed forces; the anti-coup stance of the judiciary; and the democratic posture of the mainstream media. The foiling of the coup attempt will contribute tremendously to Turkish democracy in many respects. In short, the democracy in Turkey in the post-July 15 period will emerge stronger than ever before.Öğe Liberteryen teoride özgürlüğün ve siyasetin sınırları(Liberte Bilimsel Araştırma Yayıncılık Reklamcılık Bilgisayar Sanayi ve Ticaret A.Ş., 2018) Taner, Ahmet; Yayla, AtillaLiberteryenizm, liberalizmi rasyonalist–objektif bir etik temelde yeniden tanımlamayı amaçlayan bir teoridir. Liberteryenler,“öz sahiplik” ve “saldırmazlık aksiyomu” kavramlarıyla bireye mutlak ve sınırsız bir özgürlük alanı oluşturmayı çalışırlar. Liberteryenizmi liberal çizgiden farklılaştıran en önemli özellik, bireysel özgürlüğü, liberalizmin ortaya çıkaracağı sonuçlar üzerinden değil, tamamen objektif bir ahlâkî kod üzerinden savunmasıdır. Bu makale, liberalizmin özgürlük nosyonunu ve sınırlı devlet ilkesini bireysel özgürlüklerin korunması açısından yeterli görmeyen liberteryenizmin liberal gelenek içindeki yerini belirleyerek, devletsiz bir toplum modelinin kuramsal ve tarihsel açıdan gerçekçiliğini incelemeyi amaçlamaktadır. Özgürlüğe yönelik en büyük tehdidin devletten kaynaklandığını öne süren liberteryenler, devletin cebir tekelini elinde tuttuğu bir siyasal sistem yerine, “güvenlik” ve “adâlet” hizmetlerinin özel firmalarca sunulduğu anarko kapitalist modeli savunurlar. Liberteryen teorisyenler, bu sistemin insanın rasyonalist doğasına en uygun model olduğuna inansalar da, liberteryen toplumda bireyler arasındaki hak ve özgürlük çatışmasının nasıl önleneceği, toplumsal barışın ve düzenin nasıl sağlanacağı, devletin var olmadığı bir siyasal sistemde güven ve istikrar sorununun nasıl çözüleceği gibi sorulara yeterli ve ikna edici cevaplar sunamazlar.Öğe On Turkey’s classical revolution of July 15(Ahmet Yesevi University, 2016) Yayla, AtillaThe British, American and French revolutions are called as classical revolutions. They carry three main components of revolutions: a period of time in which political changes occur expeditiously; an intensive competition and/or fight between different groups to monopolize political power; and relatively extensive public/popular participation during almost every phase of the ongoing political transformation process. The same goes for what the Turkish people commited on July 15. It is a big event that has the three components of revolutions. Turkey is now among the nations that have a saga to support freedom and democracy.Öğe Toplumsal düzenin aracı olarak yargı(2019) Yayla, AtillaHer insanın toplumda başka beşerî kurumlar yanında hukuku da ilgilendiren bir sos- yal yeri ve sosyal rolü vardır. Toplumsal düzen insanların beka mücadelesinin ana aracıdır. Genel olarak insanın beka mücadelesi özel olarak güvenlik, özgürlük, refah gibi beka mücadelesinin alt parçaları toplumsal düzenle kuvvetli ilişkilere sahiptir. Toplumsal düzen insana aradığı istikrarı ve önünü görme imkânını sağlar. Kendili- ğinden doğan düzen teorisi ekonomiyle birlikte dil, ahlâk, para-finans, hukuk gibi birçok sosyal kurumun nasıl aynı şekilde doğduğunu açıklamaya yönelir. Özgür bir toplum için gerekli bir hukuk sistemi tarihin ileri bir döneminde yaşadığımız için bir ölçüde amaçlı olarak dizayn edilebilir. Ancak tarihe baktığımızda hukuk sistemlerinin aslında evrimle ortaya çıktığını görürüz ve bugün bile evrim -tedricî ilerleme- iyileş- melere ulaşmanın en uygun yoludur. Hukuk, beşerî hayatın akışı içinde, anonim sü- reçler ve katkılarla mevcudiyet kazanmıştır. Adalet birçok kimse için esasla ilgilidir ama esas hakkında sağlıklı bir yargıya ulaşmak-varmak işleyişi yoğunlaşmış teknik bilgiye dayanan usul kurallarının geliştirilmesini ve uygulanmasını gerektirir.Öğe Totaliterizm ve dezenformasyon(Liberte Yayınları, 2020) Yayla, AtillaBilgi, devlet-vatandaş ilişkisinde önemli unsurlardan biridir. Bu ilişkide devlet bilginin hem toplayıcısı, hem üreticisi, hem de dağıtıcısı konumundadır. Bu durum devlet kaynaklı bilgilerde şeffaflık ve doğruluğu halk açısından önemli bir hale getirmektedir. Dezenformasyon ise bilginin kasıtlı şekilde yanıltma, yönlendirme, yanlış bilgi verme amacıyla kullanılmasını ifade eden bir terimdir. Dezenformasyon çabaları ve faaliyetleri gerek demokratik gerekse antidemokratik devletlerde görülmekle birlikte, bu faaliyetler totaliter ülkelerde daha sistematik bir biçimde yürütülmektedir. Totaliter devletlerde dezenformasyon faaliyetlerinin en açık tezahürlerinin Sovyetler Birliği’nde bulunduğunu söylemek mümkündür. Bununla birlikte Sovyetler Birliği’nin dağılması dezenformasyonu siyaset sahnesinden silmemiştir. Burada demokratik devletlere düşen görev dezenformasyonla legal yollardan mücadele edebilmektir. Bu makale dezenformasyon faaliyetlerinin anlamını, yürütülme biçimini, devletler tarafından gerek kendi vatandaşlarıyla gerek diğer devletlerle olan ilişkilerinde nasıl kullanıldığını incelemektedir.Öğe Türkiye'de siyaset ve kültürel iktidar: Tiyatro sektörü(İstanbul Medipol Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020) Aydın, Hacer; Yayla, AtillaBu tez çalışması, Türkiye özelinde, merkezi ulus devletlerde, modernleşme projeleri kapsamında, bir ulus kimlik yaratabilmek için düzenlenmiş bir dizi faaliyetten biri olan sanatın ve onun özelinde tiyatronun, iktidar ve siyaset ile ilişkisini konu edinmiştir. 19.yüzyılla birlikte ortaya çıkan vatandaşlık hakkının soyut bir kimlik projesine dahil olmakla kazanıldığı ve bu sürecin dışında kalanların, iktidarın kültürel değişim baskısıyla karşılaşmasını inceler. Tez, disiplinleri ve okumaları, aynı zamanda farklı zaman dilimlerini bir araya getirerek harmanlamaya çalışmıştır. İktidar ve kültür, sanat ve siyaset arasındaki organik bağı gösterirken, Fransız modernleşmesinin, Türk modernleşmesi üzerindeki tarihsel etkisini ve kültürel iktidar kurmadaki benzerliklerini de ortaya koymuştur. 20.yüzyılda geniş topraklara sahip imparatorlukların hızla çözülmesiyle birlikte pek çok ulus devlet ortaya çıkmıştır. Osmanlı İmparatorluğu da çeşitli savaşlar sonunda hem toprak kaybetmiş hem de devasa imparatorluk çözülerek yerine modern bir ulus devlet olan Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Bu çalışma son dönem Osmanlı modernleşmesinin, Türk ulus devleti modernleşmesinin bir nesil önceki akrabası olduğunu da ortaya koymuştur. Yeni ulus devletin ideolojisi olan Kemalizm'e ve onun kültürel iktidar kurmadaki başarısına ve başarısızlığına da değinmiştir. Bu tez, aynı zamanda, Fransız modernleşmesinden benzerlikler ve öykünmeler ile iki farklı milletin aynı tarz modernleşmeye tabi tutulmasını da konu edinir. Tüm insanlık için ortak ve evrensel bir değer olarak kabul edilen modernlik projesinden tüm ulus devletler nasibini almıştır. Türkiye Cumhuriyeti de eksiksiz üstelik fazlasıyla nasibini almıştır. Dolayısıyla geleneğe dair kabul ettiği her şeyi reddetmiştir. En nihayetinde 'kültürel iktidar' kurmanın, kültür tanımının en saf hali olan 'insanın tekamülü'ne atıftan ziyade modern olmak ve ulus devlet kurmak ile neredeyse aynı şey olduğunu, soyut bir kimlik kurma projesi kapsamında ortaya çıktığını göstermeye çalışmıştır. Bu çalışma tiyatronun kültürel iktidar kurma ve siyaset açısından en işlevsel bir sanat dalı olduğunu, açık açık modernleşmenin bir terbiye aracı haline getirildiğini ortaya koymuştur.











