Yazar "Gedikli, Erman" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 10 / 10
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Öğe An integrated decision-making approach based on q-rung orthopair fuzzy sets in service industry(Atlantis Press, 2022) Demir Uslu, Yeter; Dinçer, Hasan; Yüksel, Serhat; Gedikli, Erman; Yılmaz, EmreThis study defines key issues for sustainable healthcare policy in COVID-19 period. For this purpose, 9 different criteria that affect vaccine hesitancy are selected with the help of a detailed literature evaluation. A novel hybrid fuzzy decision-making model is developed using DEMATEL and TOPSIS based on q-Rung orthopair fuzzy sets. A comparative evaluation has also been performed using IF DEMATEL and PF DEMATEL. The results of all different methods are almost the same that indicates the reliability and coherency of the proposed model. The findings demonstrate that religion is the most critical factor that causes vaccine hesitancy. It is also defined that active population in daily life is the most important alternative. Developing countries should mainly focus on the actions regarding the religious issues to have sustainable healthcare policies in COVID-19 period. In this context, religious leaders can be released to the media and give information that the vaccine is not against religious rules. This has a significant contribution to convince people who are against the vaccine. Furthermore, these countries should also give priorities to the active population in daily life. Because this group supports the workforce in the country very seriously, it can be possible to increase the workforce in the country by completing the vaccination of this group that helps to boost economic development.Öğe Developing strategies for increasing market share of Turkey on health tourism by using fuzzy AHP method(Gümüşhane University, 2021) Demir Uslu, Yeter; Gedikli, Erman; Yılmaz, Emre; Çiçek, Ayşegül; Karataş, Mervenur; Aydın, SedaThe purpose of this study is to develop health tourism strategies in order to get more share of the international market. In this scope, firstly the negatives for health tourism of Turkey are examined by researching literature. Then a fuzzy AHP (Analytic Hierarchy Process) method was employed in the study. The decision-making group consists of the health tourism and management and strategy experts of hospital and university who have at least twelve years of experience. According to analysis findings, decision makers primarily chose the subjects of Insufficient legal sanctions for faulty applications, lack of coordination with agencies and insurance companies abroad and insufficient number of physicians and health personnel who can speak a foreign language and qualified. For increasing market share of Turkey on health tourism priority strategies can be as follows; legal regulations should be made that are comprehensive, future-oriented and protect all stakeholders, including important organs of the public and private sector and complication insurance may be required, in order to ensure the coordination of national and international stakeholders, the conference, fairs and events should be increased and each stakeholder should be taken into account, and finally in order to increase the foreign language skills of physicians and healthcare personnel, it is necessary to cooperate with Ministry of Health, Ministry of National Education and Universities.Öğe Ekonomik kalkınma ve işbirliği örgütü ülkelerinde bulaşıcı olmayan hastalıklar risk faktörlerinin GINI katsayısı ve sağlık düzeyi ile ilişkisi(Türkiye Klinikleri, 2021) Yiğit, Pakize; Yılmaz, Emre; Gedikli, Erman; Hayran, Osman ErolAmaç: Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü [Organization of Economic Development and Cooperation (OECD)] üyesi ülkelerin bulaşıcı olmayan hastalıklar risk faktörleri (BOHRF) ile sağlık düzeyleri ve gelir dağılımları arasındaki ilişkiyi incelemek, ülkelerin araştırılan değişkenlere göre konumunu ve performansını belirlemektir. Gereç ve Yöntemler: OECD üye ülkelerinin bulaşıcı olmayan hastalıklar risk faktörleri, doğumda beklenen yaşam süresi (DBYS), bebek ölüm hızı (BÖH) ve GINI katsayısı araştırmanın değişkenleridir. Bu veriler OECD, Dünya Sağlık Örgütü ve Dünya Bankası istatistiklerinden faydalanılarak elde edilmiştir. BOHRF değişkenleri ve sağlık düzeyi değişkenleri ile GINI katsayısı arasındaki ilişki, kanonik korelasyon analizi (KKA) ile incelenmiştir. Ayrıca, Türkiye’nin BOHRF ve sağlık statüsü değişkenlerine göre OECD ülkeleri arasındaki konumunu belirlemek için Çok Boyutlu Ölçekleme (ÇBÖ) ve MULTIMOORA yöntemleri kullanılmıştır. Bulgular: KKA sonuçlarına göre BOHRF sağlık düzeyindeki değişkenliğin %38,5’ini açıklamaktadır. Birinci kanonik fonksiyonda, BOHRF ile BÖH, GINI katsayısı ve DBYS arasında orta derece (-0,596, -0,498 ve 0,579 sırasıyla) anlamlı ilişkiler bulunmuştur (p<0,001). İki boyutlu ÇBÖ modeline göre birbirine en çok benzeyen ülkelerin Almanya-Portekiz, en farklı ülkelerin ise Japonya-Meksika olduğu görülmüştür. Türkiye’ye en çok benzeyen ülkeler Meksika ve Şili’dir. MULTIMOORA sonuçlarına göre Finlandiya 1. Meksika sonuncu, Türkiye ise 34. ülke olarak sıralanmıştır. Sonuç: Ülkelerdeki BOHRF’nin fazlalığı ile sağlık düzeyi göstergeleri ve GINI katsayısı arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Çalışmada, incelenen değişkenlere göre Türkiye ile en fazla farklılaşan ülkeler MULTIMOORA sıralamasında üst sıralarda bulunan ülkelerdir. Bu farklılaşmanın, azaltılması ve sağlık statüsü göstergelerinin iyileştirilmesi için Türkiye’nin obezite ile mücadelede, tütün kullanımını azaltmada ve alkol tüketimini düşürmede etkin politikalar geliştirmesi gerekmektedir.Öğe Hastanelerde lojistik yönetimi risk faktörlerinin dematel yöntemi ile değerlendirilmesi(Lojistik Derneği, 2022) Yılmaz, Emre; Uslu, Yeter; Gedikli, ErmanBu çalışmada, hastanelerde lojistik yönetimini etkileyen risk faktörlerinin nitel bir analiz ile ortaya çıkarılması ve faktör etkilerinin ve ağırlıklarının DEMATEL yöntemi ile belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma grubu, farklı görev ve sorumluktaki 8 sağlık yöneticisinden oluşmaktadır. Nitel verilerin analizinde tematik analiz yöntemi kullanılmıştır. Analize göre; rekabet ortamı, hasta güvenliği, iletişim kaynaklı riskler, finansal riskler, operasyonel riskler, çevresel etmenler, satın alma ve depolama olmak üzere 8 risk faktörü tespit edilmiştir. DEMATEL sonuçlarına göre; sağlık tesisleri için lojistik yönetimi en önemli risk faktörleri sırasıyla %14,65 ağırlık ile “Operasyonel riskler”; %13,40 ağırlık ile “Finansal riskler”; %12,69 ağırlık ile “Satın alma riskleri” bulunmuştur. En önemsiz risk faktörü ise %10,69 ağırlık ile “Depolama” olarak tespit edilmiştir. Sonuç olarak sağlık lojistiği risk faktörlerinin yıkıcı etkisinin önlenmesi için dışa bağımlılığın azaltılması ve ar-ge çalışmalarına gereken önemin verilmesi gereği önerilebilir. Ayrıca hastaneler mevcut risklerini; iç ve dış kaynaklı risk değerlendirme analizi yaparak, risk yönetim stratejisi geliştirmesiyle önleyebilir.Öğe Sağlık yöneticilerinin bakış açısıyla sağlık kuruluşlarında risk yönetimi olgusunun analitik hiyerarşi süreci (AHS) yöntemi ile değerlendirilmesi(Türk Kooperatifçilik Kurumu, 2022) Demir Uslu, Yeter; Hancıoğlu, Yasemin; Yılmaz, Emre; Gedikli, ErmanSağlık kuruluşları etkileyen risk unsurları ve bu unsurların beraberinde getirdiği olası kayıplar, arzu edilmeyen gerçeklerdir. Bu durum, sağlık kuruluşlarını risk ve kayba karşı önleyici bakış açısını oluşturan risk yönetimi konusunu daha önemli hale getirmektedir. Hızla değişen çevre koşullarında risk yönetimi programının bileşenlerinin belirlenmesi, risk yönetimi stratejilerinin oluşturulması, risk yönetiminin diğer fonksiyonlarla bütünleştirilmesi risk yöneticisinin işlevsel mesleki sorumluluklarıdır. Bu çalışmada, sağlık yöneticilerinin sağlık kuruluşlarındaki risk yönetimi ile ilgili algıları ortaya çıkarılarak en öncelikli risk temalarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma grubu, farklı örgütsel pozisyonlardaki 7 sağlık yöneticisinden oluşmaktadır. Nitel verilerin analizinde betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Nitel analiz sonucunda belirlenen risk faktörü temalarının önceliklendirilmesinde ise Bulanık Analitik Hiyerarşi Süreci (AHS) kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, risk yönetimi olgusu konusunda risk faktörü olarak görülen on ana tema belirlenmiştir. En önemli temalar sırasıyla %32,8 normalize ağırlık puanı ile “Hasta Güvenliği” %16,1 ile “Çalışan Güvenliği” ve %11 ile “Finansal Riskler”dir. “Kamu Atamaları” ise %3,8 ağırlık ile en az önemli risk faktörü teması olarak tespit edilmiştir. Etkili bir risk yönetimi, hastanelerde kaynakların verimli kullanılarak israfın önlenmesi, sağlık hizmetlerinin en iyi şekilde hızlı ve kesintisiz olarak verilmesi, hasta, çalışan ve tesis güvenliğinin sağlanması, karşı karşıya kalınan risklerle ilgili en iyi çözüm alternatiflerinin belirlenmesini kolaylaştırabilir.Öğe Sağlık yönetimi lisans eğitimi alan öğrencilerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları üzerine bir araştırma(2021) Demir Uslu, Yeter; Gedikli, Erman; Aygün, SeferÇağımız sağlık öngörüsü; bireyin iyilik halini sürdürecek, koruyacak ve geliştirecek davranışlar elde etmesini ve kendi sağlığı ile alakalı yerinde ve doğru kararlar alabilmesini sağlamak adına dayandırılmış ve bu kararlar bireylerin mutlulukları ile ilişkilidir. Araştırmada bir vakıf üniversitesinin sağlık yönetimi bölümünde eğitim gören öğrencilerin Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışlarının (SYBD) mutluluk düzeyleri ile ilişkisini ve etkilerini tespit etmek amaçlanmıştır. Evrenin tamamına ulaşılmak hedeflendiği için örneklem seçimi yapılmamıştır. Araştırmada bağımlı değişken mutluluk düzeyi iken bağımsız değişken SYBD’dir. Değişkenler arasındaki ilişkinin analiz edilmesi için Pearson Korelasyon Analizi, etkilerin ölçülmesi için ise Çoklu Regresyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin mutluluk düzeyleri ile SYBD alt boyutları arasında anlamlı ve pozitif yönlü ilişkilerin olduğu tespit edilmiştir. Analiz sonucunda anlamlı bir regresyon modeli, F(6, 296) = 52,356, p<0,001 ve bağımlı değişken varyansın %50’sinin (R2 adjusted = ,505) bağımsız değişkenler tarafından açıklandığı bulunmuştur. Regresyon katsayılarının anlamlılığı ttesti sonuçlarına göre ise; modelde stres yönetimi (ß=,484, t (296)= 7,89, p<.001), manevi gelişim (ß=,405, t (296)= 7,87, p<.001) ve sağlık sorumluluğu (ß= -,152, t (296)= -2,49, p<.05) değişkenleri öğrencilerin mutluluk düzeyi üzerinde anlamlı yordayıcılar olduğunu; fiziksel aktivite (ß= ,026, t (296)= ,367, p=.714), beslenme (ß= -,014, t (296)= - .244, p=.807) ve kişiler arası ilişkilerin (ß=-.012, t (296)= -.195, p=.846) ise anlamlı yordayıcılar olmadığını göstermektedir. Sonuç olarak; katılımcıların stres yönetimi ve manevi gelişimi arttıkça ve sağlık sorumlulukları düştükçe mutluluk seviyelelerinin de arttığı tespit edilmiştir.Öğe Strategic pathway determination for a state hospital in terms of an integrated facility management system(IGI Global, 2023) Gedikli, Erman; Demir Uslu, YeterThe purpose of this study is to develop strategies to provide effective, efficient, and patient safety facility management in a public hospital. Exploratory sequential mixed method research design was employed. Quantitative approaches were used in the second stage of the investigation after qualitative methods in the first stage. The universe of the research consists of all the staff. The criterion sampling technique was applied during the qualitative phase. In the first phase 39 managers were interviewed individually as part of data collection process. To assess the priority of the need group, the AHP questionnaire was used to seven managers in ultimate decision-making positions during the second phase of data collecting. Finally, decision-makers should prioritize taking action to address the needs identified under the respective topics of emergency preparedness and business continuity, humanfactors, and communication, respectively. The environmental management and sustainability was determined as the last priority group.Öğe Türk sağlık sisteminin markalaşmasına stratejik bir bakış(Bingöl Üniversitesi, 2022) Uslu, Yeter; Yılmaz Alarçin, Eda; Yılmaz, Emre; Gedikli, ErmanKüresel bilgi ekonomisinde şiddetli rekabet hem kamu sektörünü hem de özel sektörü yakından etkilemektedir. Bu süreçte sağlık sektöründeki aktörler de söz konusu ortamda daha fazla etki alanına sahip olabilmek için güçlü bir marka ve yenilik yaratma çabalarıyla proaktif stratejilere yönelmişlerdir. Geçtiğimiz yüzyıla damgasını vuran küresel rekabet sadece var olan hizmet kalitesinin artırılması değil; aynı zamanda hizmeti alan kişi ya da kurumların beğeni ve beklentileri doğrultusunda yeni hizmetler üretme ve bunları başarılı bir şekilde kamuoyuna sunma noktasında şekillenmektedir. Çalışmada Türk Sağlık Sisteminin farklı başlıklar çerçevesinde ele alınmasının yanı sıra sağlık sisteminin uluslararasılaşması ve markalaşmasına ilişkin değerlendirmelerin literatür destekli olarak yapılması amaçlanmıştır. Elde edilen bulgular neticesinde stratejik öneriler geliştirilmiştir. Türkiye’nin sağlık sistemi ile bir ülke markası yaratması sağlık sektöründe faaliyet gösteren ve uluslararasılaşmak isteyen bütün kurumlar için yararlı olmakla birlikte diğer sektörler için de destekleyici olacaktır.Öğe Türkiye’de COVID-19 pandemisinin yönetimi ve joinpoint regresyon yöntemiyle analizi(Türkiye Klinikleri, 2021) Gedikli, Erman; Demir Uslu, Yeter; Yiğit, Pakize; Yılmaz, EmreAmaç: Araştırmada, salgın yönetimi sürecinde karar vericiler tarafından uygulamaya konulan kararların koronavirüs hastalığı-2019 [coronavirus disease-2019 (COVID-19)] verilerinde meydana getirdiği anlamlı değişiklikleri ve kırılma noktalarını Joinpoint Regresyon Analizi (JRA) yöntemi kullanarak açıklamak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmada COVID-19 verileri olarak; yeni vaka sayısı, yeni vakaların yapılan testlere oranı, hastalığa bağlı ölüm sayısı, aktif vaka sayısı ve aktif vaka büyüme hızı kullanılmıştır. Yeni vaka sayısında 10 Mart 2020 ve 12 Mayıs 2020, diğer değişkenlerde ise 28 Mart 2020 ve 12 Mayıs 2020 tarihleri arası araştırmaya dâhil edilmiştir. Verilerin analizinde Joinpoint Regression Programı (JRP) 4.8.0.1 (Nisan 2020), SPSS Statistics 20 ve Microsoft Excel programları kullanılmıştır. Bulgular: Uzun dönemli eğilimde, günlük ortalama değişime göre yeni vakalarda %9, hastalığa bağlı ölümlerde %2,6, aktif vaka sayısında %3,9 anlamlı artışların olduğu, yeni vakaların yapılan testlere oranında ise %3,3 anlamlı düşüşün olduğu; aktif vakaların büyüme hızında 24 Nisan 2020 tarihine kadar pozitif, bu tarihten sonra ise negatif bölgede yer aldığı tespit edilmiştir. Kısa dönemli eğilimlerde, yeni vakalarda anlamlı 2 kırılma, 3 trend; hastalığa bağlı ölümlerde anlamlı 4 kırılma ve 4 trend; aktif vaka sayısında ise anlamlı 5 kırılma, 6 trendin olduğu, yeni vakaların yapılan testlere anlamlı bir Joinpoint olmadığı ve tek bir anlamlı trendin olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Dünya’da görülen ilk COVID-19 vakasından sonra alınan ulusal önlemler öncelikle virüsün Türkiye’ye geç gelmesini sağlamış, sonrasında ise alınan hızlı tedbirler ise salgının kontrol edilmesini de önemli derecede kolaylaştırmıştır. İlk dönemlerde alınan sınırlayıcı önlemlerin yeni ve aktif vakaların artışında yavaşlatıcı bir etkisinin olduğu, sokağa çıkma kısıtlamalarıyla birlikte ise verilerdeki negatif yönlü değişime önemli derecede katkı yaptığı söylenebilir. Özellikle sokağa çıkma kısıtlamasını takiben 8 gün sonra yeni vakalarda, 10 gün sonra da aktif vakalarda etkisini gösterdiğini ifade etmek mümkündür.Öğe Türkiye’nin yenilenebilir enerji potansiyelinde rüzgâr gücü ve Danimarka örneği(Akdeniz Üniversitesi, 2022) Özkan, Arda; Demir Uslu, Yeter; Gedikli, ErmanTürkiye, Avrupa’nın yenilenebilir enerji potansiyeli yüksek devletleri arasında yer almasına ve enerji rezervleri açısından zengin olmasına rağmen, bu rezervleri tam kapasite ile kullanmayı sağlayacak bir teknoloji seviyesine ulaşamamıştır. Bu durum, sadece Türkiye açısından değil, dünya devletleri açısından da önem arz etmektedir. Dünyada özellikle de gelişmiş devletlerde temel bir enerji kaynağı olarak yenilenebilir enerji türleri üzerinde önemli çalışmalar yürütülmektedir. Bu gelişmiş devletlerden biri, rüzgâr enerjisi konusunda bilgi birikimine ve ileri teknolojiye sahip ülke olarak bilinen Danimarka’dır. Bu ülke, elektrik enerjisinin %48’ini 2020 yılı itibariyle rüzgâr enerjisinden elde etmektedir. 2050 yılında ise enerjisinin tamamını yenilenebilir enerjiden elde etmeyi amaçlamaktadır. Türkiye’nin de rüzgâr enerjisi potansiyelinin yüksek olması nedeniyle, Danimarka ile iş birliği çerçevesinde kurulacak rüzgâr enerjisi santralleriyle elektrik tüketiminin önemli bir kısmını rüzgâr kaynağından karşılayan bir ülke olacağı öngörülebilir. Bu çalışmada, Türkiye’nin mevcut yenilenebilir enerji potansiyelinin önemine vurgu yapılarak, Danimarka’da rüzgâr enerjisi ile ilgili düzenlemelerin Türkiye’de de uygulanabilirliği incelenmiştir. Bu kapsamda, yenilenebilir enerji sektöründe rüzgâr enerjisine ilişkin kuramsal bilgi birikiminin somutlaştırılması ve Danimarka örneğinin incelenmesi sonucu elde edilen verilerle Türkiye’de mevcut ve potansiyel durumlar için öngörüler oluşturulması hedeflenmiştir.











