Arşiv logosu
  • Türkçe
  • English
  • Giriş
    Yeni kullanıcı mısınız? Kayıt için tıklayın. Şifrenizi mi unuttunuz?
Arşiv logosu
  • Koleksiyonlar
  • Sistem İçeriği
  • Analiz
  • Talep/Soru
  • Türkçe
  • English
  • Giriş
    Yeni kullanıcı mısınız? Kayıt için tıklayın. Şifrenizi mi unuttunuz?
  1. Ana Sayfa
  2. Yazara Göre Listele

Yazar "Atasever, Alper" seçeneğine göre listele

Listeleniyor 1 - 19 / 19
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
  • Yükleniyor...
    Küçük Resim
    Öğe
    Analyses of changes on skin by aging
    (Wiley-Blackwell, 2017) Kazancı, Ayşe; Kuruş, Meltem; Atasever, Alper
    Background: This study aimed to evaluate the histological changes occurring in rat skin with increasing age, starting from the intrauterine period. Methods: Thirty-two healthy female Sprague-Dawley rats were evaluated in four groups: group 1 - intrauterine day 19, group 2 - postpartum day 21, group 3 - postpartum day 60, and group 4 - postpartum month 19. Skin samples from the back, abdomen, head, and upper and lower limbs were obtained from each subject under anesthesia. Tissue specimens were evaluated statistically and morphologically for the thicknesses of the epidermis, dermis, and basement membrane; the number, height, and width of dermal papillae; and the mast cell and pilosebaceous counts per group. The changes in collagen/elastic fibers and glycosaminoglycans were also assessed. Results: Epidermal thickness was the highest in the intrauterine group; it decreased in the postpartum period and increased again in the aged group. Basal membrane thickness increased steadily with age. The number, height, and width of dermal papillae and dermal thickness increased up to day 60 after birth although these decreased in the aged group. Mast cell count also reached the maximum in the intrauterine group and gradually decreased with age. Pilosebaceous units of the dermis were fewer in intrauterine specimens; they showed an increase during the postpartum period and a decrease in the aged group. Conclusion: Skin specimens obtained from rats showed striking differences between the intrauterine and postpartum groups. Moreover, the postpartum group showed considerable intra-group differences.
  • Yükleniyor...
    Küçük Resim
    Öğe
    Apertura piriformis, sinus paranasales ve cranium boyutlarının karşılaştırılması
    (İstanbul Medipol Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2019) Topal, Esin; Atasever, Alper
    Bu çalışmada apertura piriformis, sinus paranasales ve kafatası boyutlarının birbirleri ile karşılaştırılması ve bu yapılarda yaş ve cinsiyete bağlı değişikliklerin incelenmesi amaçlanmıştır. Retrospektif olarak yapılan bu çalışmaya kafa travması ve sinozal bölgede herhangi bir cerrahi operasyon geçirmemiş 393 bireyin bilgisayarlı tomografi (BT) görüntüleri aksiyal planda kemik algoritmasında incelenerek; apertura piriformis maximum genişliği, sinus frontalis, sinus sphenoidalis, sinus maxillaris ile kafatasının genişlikleri ve boy uzunlukları belirlediğimiz bölgelerden ölçülerek kıyaslandı. Tespit edilen ölçümler farklı yaş ve cinsiyetlerine göre dört grupta incelendi. Çalışmaya dahil edilen yetişkin bireylerde yaş aralığı 18-91 olup, yaş ortalaması 40,73'tü. Olguların %89,6'sı 60 yaşın altında iken, %10,4'ü 60 yaş ve üzerinde olup 189 (%48,1)'u kadın, 204 (%51,9)'ü erkekti. Çalışmada 60 yaşın üzerindeki ve 60 yaşın altındaki bireylerde sinus paranasales boyutları kıyaslandığında yaşa bağlı olarak sinus paranasales boyutlarının azaldığı, apertura piriformis genişliğinin ise arttığı gözlendi. Tüm bireylerde cranium en büyüklüğü arttıkça apertura piriformis genişliği de artan pozitif yönlü bir ilişki saptandı. Yetişkin bireylerde yaşa ve cinsiyete bağlı olarak kemik yapıda meydana gelen kemik deformasyonları sonucunda sinus paranasales'in boyutlarında morfolojik değişimler meydana gelir. Endoskopik sinus cerrahisi öncesinde sinozal bölgedeki anatomik varyasyonlar ve oluşan farklılıklar göz önünde bulundurulmalıdır. Sonuç olarak bu varyasyonların tespiti operasyonda oluşabilecek komplikasyonların önlenmesinde ve başarılı bir cerrahi sonuç elde edilmesinde önemli rol oynamaktadır.
  • Yükleniyor...
    Küçük Resim
    Öğe
    Canlı verici karaciğer transplantasyonunda vericinin sağ ve sol karaciğer hacmi ile karaciğer vasküler yapılarının çapları arasındaki oranın değerlendirilmesi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Tekin Kaya, Bahar; Atasever, Alper
    Bu çalışmanın amacı canlı verici karaciğer naklinde, karaciğer greft hacminin gerçeğe yakın tahmin edilebilmesi için daha önce literatürde yer almayan parametrelerin ortaya konulmasıdır. Retrospektif olarak canlı karaciğer verici nakli adayı olan 200 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen hastalara ait, preoperatif dönemde bilgisayarlı tomografi ile çekilen arteriyel, venöz ve portal faz görüntüleri üzerinde vasküler yapıların (vena portae hepatis, vena portae hepatis'in ramus dexter ve sinister'i, arteria hepatica propria, arteria hepatica propria'nın ramus dexter ve sinister'i, v. hepatica dextra, v. hepatica intermedia, v. hepatica sinistra) çapları ve karaciğerin total hacmi, sağ lob hacmi ve sol lob hacmi ölçülmüştür. Çalışmaya dahil edilen hastaların total karaciğer hacmi ortalama 1472,5±278,08 cm3, sağ lob karaciğer hacmi ortalama 931,74 ± 210,96 cm3 olarak, sol lob karaciğer hacmi ortalama 543,90 ± 136,67 cm3 olarak bulunmuştur. RHA değerinde gerçekleşecek 1mm'lik artışın RLV değerinde 80.489 cm3'lük artışa neden olacağı saptandı. RVP değerinde gerçekleşecek 1mm'lik artışın RLV değerinde 27.335 cm3'lük artışa neden olacağı saptanmıştır. RHV değerinde gerçekleşecek 1mm'lik artışın RLV değerinde 17.133 cm3'lük düşüşe neden olacağı saptanmıştır. LHA değerinde gerçekleşecek 1mm'lik artışın LLV değerinde 29.611 cm3'lük artışa neden olacağı saptandı. LVP değerinde gerçekleşecek 1mm'lik artışın LLV değerinde 17.915 cm3'lük artışa neden olacağı saptandı. MHV değerinde gerçekleşecek 1mm'lik artışın LLV değerinde 15.979 cm3'lük düşüşe neden olacağı bulunmuştur. Bu sonuçların, özellikle gelişmiş yazılım destekli BT'lerin bulunmadığı yerlerde, klinisyenlere tahmini karaciğer hacimlerini hesaplama formüllerine ek olarak yardımcı olacağını düşünmekteyiz.
  • Yükleniyor...
    Küçük Resim
    Öğe
    Comparison of the cystocholedochal angle in patients with choledocholithiasis and only cholelithiasis
    (Wiley, 2023) Karaca Bozdağ, Zekiye; Bozdağ, Emre; Sönmez, Süleyman; Pamukçu Beyhan, Ayça; Atasever, Alper
    This study aims to evaluate the relation between the cystocholedochal angle (SCA) and choledocholithiasis. The data of 3.350 patients were reviewed retrospectively and a total of 628 patients who met the criteria were included in the study. The patients included in the study were divided into three groups as patients with choledocholithiasis (Group I), patients with only cholelithiasis (Group II), and patients without gallstones as control group (Group III). Measurements of SCA, cystic, bile, and common hepatic ducts (CHDs) were made on magnetic resonance cholangiopancreatography (MRCP) images. Laboratory findings and demographic characteristics of the patients were also recorded. Of the patients included in the study 64.2% were female, 35.8% were male, and their age ranged from 18 to 93 (mean 53.37 +/- 18.87 years). While the mean SCA values of all patient groups were 35.44 degrees +/- 10.44 degrees, the mean length of cystic, bile and CHDs were 28.91 +/- 9.30, 40.28 +/- 12.91, 27.09 +/- 9.68 mm respectively. All measurements were higher in Group I in comparison to other groups, whereas all measurements of Group II were higher than those of Group III (p < 0.001). Statistical analysis suggests that a SCA of 33.5 degrees and above is an important criterion for diagnosis of choledocholithiasis. Increase of SCA raises the likelihood of choledocholithiasis, as it facilitates the passage of stones from gallbladder into the bile ducts. This is the first study to compare SCA in patients with choledocholithiasis and those with only cholelithiasis. Therefore, we think that this study is important and will be a guide for clinical evaluation.
  • Yükleniyor...
    Küçük Resim
    Öğe
    Differentiation of claustrum resting-state functional connectivity in healthy aging, Alzheimer's disease, and Parkinson's disease
    (Wiley, 2023) Ayyıldız, Sevilay; Velioğlu, Halil Aziz; Ayyıldız, Behçet; Sütçübaşı, Bernis; Hanoğlu, Lütfü; Bayraktaroğlu, Zübeyir; Yıldırım, Süleyman; Atasever, Alper; Yuluğ, Burak
    The claustrum is a sheet-like of telencephalic gray matter structure whose function is poorly understood. The claustrum is considered a multimodal computing network due to its reciprocal connections with almost all cortical areas as well as subcortical structures. Although the claustrum has been involved in several neurodegenerative diseases, specific changes in connections of the claustrum remain unclear in Alzheimer's disease (AD), and Parkinson's disease (PD). Resting-state fMRI and T1-weighted structural 3D images from healthy elderly (n = 15), AD (n = 16), and PD (n = 12) subjects were analyzed. Seed-based FC analysis was performed using CONN FC toolbox and T1-weighted images were analyzed with the Computational Anatomy Toolbox for voxel-based morphometry analysis. While we observed a decreased FC between the left claustrum and sensorimotor cortex, auditory association cortex, and cortical regions associated with social cognition in PD compared with the healthy control group (HC), no significant difference was found in alterations in the FC of both claustrum comparing the HC and AD groups. In the AD group, high FC of claustrum with regions of sensorimotor cortex and cortical regions related to cognitive control, including cingulate gyrus, supramarginal gyrus, and insular cortex were demonstrated. In addition, the structural results show significantly decreased volume in bilateral claustrum in AD and PD compared with HC. There were no significant differences in the claustrum volumes between PD and AD groups so the FC may offer more precise findings in distinguishing changes for claustrum in AD and PD.
  • Yükleniyor...
    Küçük Resim
    Öğe
    Evaluation of the distribution of mechanoreceptors in the hip joint with severe coxarthrosis in 9 patients: A histologic and stereological study
    (Elsevier Masson s.r.l., 2022) Tekin, Bahar; Bilgili, Mustafa Gökhan; Edipoğlu, Erdem; Şentürk, G. E.; Kolbaşı, Bircan; Shojaolsadati, Paria; Atasever, Alper
    Due to its high mobility, hip joint plays a crucial role in executing many movements such as standing, sitting, running, crouching. The distribution of mechanoreceptors and neural elements in anatomical structures that provide stabilization of the hip joint is important in determining the optimal surgical incision site for the hip joint stabilizers in patients with coxarthrosis. Various studies have been conducted about the mechanoreceptors and distribution of neural elements in structures such as the transvers acetabular ligament, teres (round) ligament of femur, acetabular labrum and hip joint capsule with using various staining methods. To our knowledge, there is insufficient information about the mechanoreceptor distribution within the anatomic structures that participate in stabilization of the hip joint. This study is planned to examine the distribution of mechanoreceptors in the transverse acetabular ligament, teres ligament, acetabular labrum and joint capsule in samples obtained during the surgery who are operated for hip replacement surgery due to severe coxarthrosis. Each specimen was stained with silver impregnation technique and density of mechanoreceptors were estimated by stereological method. Teres ligament has the highest number of mechanoreceptors among all other specimens. Within the joint capsule, mechanoreceptors were most abundant at its antero-inferior part, whereas its anterior part contained the lowest number of mechanoreceptors. These results suggest that, as the anterior part of hip capsule bears the lowest number of mechanoreceptors, it might be safer for incision during total hip arthroplasty surgery.
  • Yükleniyor...
    Küçük Resim
    Öğe
    Hipoplastik sol kalp sendromlu bebeklerin aort anatomisinin ekokardiyografi, bilgisayarlı tomografi ve peroperatif görüntüleme bulguları ile değerlendirilmesi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2019) Aşudu, Gülüzar; Atasever, Alper; Hatemi, Ali Can
    Kompleks kardiyak anomalili yenidoğanların aorta, pulmoner arter ve patent ductus arteriosus (PDA) gibi majör vasküler yapıları ve dallarının kantitatif değerlendirilmesi klinik sonuçların geliştirilmesi için çok değerlidir. Bu çalışmada pre-operatif transtorasik ekokardiyografi (TTE), bilgisayarlı tomogrfi (BT) ölçümleri ile peroperatif dönemde alınan gerçek anatomik ölçümler arasındaki korelasyon düzeyinin belirlenmesi planlanmıştır. Hipoplastik sol kalp sendromu (HLHS) tanısı almış yenidoğan hasta grubunda (n=10, 22.3 gün ± 16.31, 3.4 kg ± 0.6 ) aorta (aortik annulus, sinotubuler junction, aorta asendan, transfer arcus aorta, isthmus aorta ve aorta desendan), pulmoner arter (ana pulmoner arter, sağ ve sol pulmoner arter) ve patent ductus arteriosus lokasyonlarında gerçekleştirilen (toplam 11 bölge) TTE ve BT ölçüm değerleri, peroperatif dönemde alınan cerrahi ölçümlerle karşılaştırılarak korelasyon düzeyleri incelenmiştir. İncelenen her bir lokalizasyon için BT görüntülemesi ile cerrahi ölçüm verileri 'mükemmel' r = 0.75-1.00 korelasyon gösterirken, TTE ölçümleri ile cerrahi ölçümler, aortanın sadece ilk üç segmenti için 'mükemmel' r =0.75-1.00 korelasyon göstermiştir. Sağ pulmoner arter konumunda TTE verileri ile cerrahi ölçüm verileri arasındaki korelasyon 'çok iyi' r = 0.70-0.75 düzeyinde kalmıştır. PDA bölgesindeki değerler incelendiğinde TTE ve BT ölçümleri arasında çok anlamlı farklılıklar saptanmaktadır. PDA çap değerlendirilmesinde r=0.60, korelasyon düzeyi 'orta' olarak; uzunluk değerlendirilmesinde ise r= 0.11, korelasyon düzeyi 'önemsiz-düşük' olarak saptanabilmiştir. Yenidoğan ve düşük ağırlıklı kompleks kardiyak patolojisi olan bebeklerde aorta ve pulmoner arter gibi majör vasküler yapıların ölçümlerinde BT görüntülemesi yüksek güvenilirlikte bilgi sağlayan değerli bir modalitedir. PDA çap ve uzunluk ölçümlerinde TTE pre-operatif ölçümlerle düşük korelasyon göstermektedir.
  • Yükleniyor...
    Küçük Resim
    Öğe
    İnsan claustrum'unun fonksiyonel bağlantısallığının yaşlı bireylerde fMRG ile incelenmesi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2020) Karasu, Sevilay; Atasever, Alper; Velioğlu, Halil Aziz
    Claustrum gizemli bir telencephalic gri cevher yapısıdır. İnce ve düzensiz bir şekle sahip olan claustrum cerebral cortex'te bilateral olarak bulunur. Bu subcortical yapı putamen ve insular cortex yapıları arasında uzanır. Claustrum birçok cortical ve subcortical bölge ile geniş bir bağlantısallığa sahiptir. Claustrum'un anatomik bağlantıları ve hücresel yapısı hakkında birçok bilgi elde edinilmesini sağlayan çok sayıda bilimsel çalışma bulunmaktadır. Buna rağmen, çalışmalar fonksiyonel bağlantıları ve işlevi konusunda bilinmeyen noktaların bulunduğunu göstermektedir. Şekli, boyutu ve lokalizasyonu sebebi ile insan claustrum'unun fonksiyonel olarak işlevinin incelenmesi zordur. Bu çalışmada hem claustrum'un fonksiyonel bağlantısallığını incelemek hem de yaşın bağlantısallık üzerindeki etkisini araştırmak amacıyla 24 sağlıklı (15 kadın- 9 erkek) yaşlı bireyin istirahat durumunda fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleri (fMRG) retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Bir kişinin çalışma dışı bırakılması sonucu 23 bireyin yaş ortalaması 59±7,83 olarak hesaplanmıştır. Veriler FMRIB Software Library (FSL) programında analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre claustrum'un geniş bir bağlantısallığa sahip olduğu gözlenmiştir. Sağ ve sol claustrum arasında göz ardı edilemeyecek derecede bağlantısallık farkı ortaya çıkmıştır. Sağ claustrum'un her iki hemisferdeki bazı önemli cortical alanlarla bağlantısı bulunmuşken, sol claustrum'un yalnızca sol hemisferdeki bazı cortical alanlarla bağlantısının olduğu bulunmuştur. Ayrıca sağ claustrum'un sol claustrum ile az da olsa bağlantısı olduğu görülmüştür. Claustrum'un precentral gyrus, postcentral gyrus, frontal cortex, temporal cortex, cingulate cortex, insular cortex, angular gyrus, supramarginal gyrus, thalamus, putamen, globus pallidus ve amygdala alanları ile bağlantısallığı bulunmuştur. Literatürle yapılan karşılaştırmaya göre yaşla beraber claustrum'un fonksiyonel bağlantısallığında değişim olduğu gözlenmiştir. Bu çalışmanın sonuçlarının claustrum'un fonksiyonu hakkında literatürdeki bilgilere katkı sağlayacağını düşünmekteyiz.
  • Yükleniyor...
    Küçük Resim
    Öğe
    Investigation of the effect of weight loss after laparoscopic sleeve gastrectomy on cobb angle, waist and back pain: A prospective study
    (Elsevier Inc., 2023) Ergin, Anıl; Ergin, Elifnur; Atasever, Alper; Çiyiltepe, Hüseyin; Fersahoğlu, Mehmet Mahir; Esen Bulut, Nuriye; Taşdelen, İksan; Güneş, Yasin; Teke, Emre; Yılmaz, Cem; İlleez, Özge; Usta, Burcu; Sancak, Seda
    Background: In many studies, it has been stated that obesity causes severe increases in the risks of disc degeneration, vertebral fracture, low back, and back pain. One of the most effective treatment options for obesity is bariatric surgery. Objectives: In this study, the effect of weight loss on these parameters was investigated by evaluating the Cobb angle, low back, and back pain. Setting: University Hospital Methods: A total of 89 patients were included in the study. Laparoscopic sleeve gastrectomy (SG) was performed on all patients. In addition, Cobb angle, height, weight, and body mass index (BMI) measurements were recorded at each visit. Investigating the quality and quantity of low back pain and the loss of function caused by the patients; visual analog scale (VAS), Oswestry Low Back Pain Disability Questionnaire (OLBPDQ), Roland-Morris Disability Questionnaire (RMDQ), and SF36 Quality of Life Questionnaire (SF36) were administered. Results: According to the preoperative Cobb angles, the decrease in the 6th month (P =.029) and 12th month (P = .007) measurements after the operation was found to be statistically significant (P < .05), but it was found to be clinically insignificant. When the changes in RMDQ, OLBPDQ, VAS, and SF-36 scores were examined, the decrease in the 6th month (P =.001) and 12th month (P =.001) scores after the operation was found to be significant compared to the preoperative scores (P < .01). Conclusions: In this study, weight loss after SG improved for patients with chronic low back and back pain and significantly improved their quality of life. (Surg Obes Relat Dis 2023;19:1357-1367.)
  • Yükleniyor...
    Küçük Resim
    Öğe
    Kalça eklemi stabilizasyonunda görevli anatomik yapılarda, mekanoreseptörlerin ve nöral yapıların gümüşleme yöntemi ile dağılımının gösterilmesi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2017) Tekin, Bahar; Atasever, Alper
    Kalça eklemi sahip olduğu yüksek hareket yeteneği sayesinde ayakta durma, oturma, koşma, çömelme gibi pek çok hareketin gerçekleştirilmesinde önemli rol oynayan bir eklemdir. Kalça ekleminin stabilizasyonunu sağlayan anatomik yapılardaki mekanoreseptör ve nöral yapıların dağılımı, cerrahi girişim planlanan koksartrozlu hastalarda eklem kapsülü üzerindeki uygun cerrahi insizyon yerinin belirlenmesinde oldukça önemlidir. Literatürde bu eklemin stabilizasyonunda görevli olan anatomik yapılar ( ligamentum transversum acetabuli, ligamentum capitis femoris (ligamentum teres), labrum acetabulare, kalça eklem kapsülü) ile ilgili farklı metotlarla boyamalar yapılarak mekanoreseptörlerin ve nöral yapıların dağılımına ilişkin çeşitli çalışma yapılmıştır. Yapılan çalışmalar koksartrozlu hasta kalçada, kalça eklemi stabilizasyonuna katılan bütün anatomik yapıların mekanoreseptör dağılımı hakkında detaylı bilgi verememektedir. Bu çalışma, kalça ekleminin stabilizasyonunu sağlayan anatomik yapıların canlı dokudan alınan örneklerindeki mekanoreseptörlerin ve nöral yapıların dağılımını detaylı olarak ortaya koymayı amaçlamaktadır. Hastaların ameliyatları esnasında çıkartılan ligamentum transversum acetabulare, ligamentum capitis femoris, labrum acetabulare dokusu ve kalça eklem kapsülün'den yapılan örneklemeler gümüş çöktürme yöntemi ile boyanarak bu yapılardaki mekanoreseptör ve nöral yapıların dağılımları incelenmiştir. Bu çalışmada bahsi geçen anatomik yapılar içerisinde koksartroz durumunda mekonoreseptör sayısının ligamentum transversum acetabulide en fazla olduğu, ligamentum tereste koksartroz durumunda mekanoreseptör dağılımında diğer bölgelere göre daha az olduğu, yapılan diğer çalışmalar ile mukayese edildiğinde eklem kapsülündeki mekanoreseptör sayısında ciddi bir azalış olduğu, ligamentum tereste ise mekanoreseptör varlığı tespit edilmiştir. Serbest sinir sonlanmaları en fazla labrumda tespit edilmiş olup, ligamentum tereste istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde mekanoreseptör sayısının serbest sinir sonlanmalarna göre daha fazla olduğu gösterilmiştir.
  • Yükleniyor...
    Küçük Resim
    Öğe
    Koledokolitiazisi olan ve sadece kolelitiazisi olan hastalarda sistokoledokal açının karşılaştırılması
    (İstanbul Medipol Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Karaca Bozdağ, Zekiye; Atasever, Alper
    Bu çalışma, sistokoledokal açı (SCA) ile koledokolitiazis arasındaki ilişkiyi değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Retrospektif olarak 3,350 hasta verisi incelendi ve kriterlere uyan toplam 628 hasta çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen hastalar koledokolitiazisi olan hastalar (Grup I), sadece kolelitiazisi olan hastalar (Grup II) ve taşı olmayan kontrol grubu hastalar (Grup III) olarak üç gruba ayrıldı. Manyetik Rezonans Kolanjiyo-pankreatikografi (MRCP) görüntüleri üzerinde SCA, ductus cysticus, ductus choledochus, ductus hepaticus communis ölçümleri yapıldı. Hastaların laboratuvar bulgularıyla demografik özellikleri de kaydedildi. Çalışmaya dahil edilen hastaların %64,2'si kadın, %35,8'i erkek olup, yaşları 18-93 (ortalama 53,37±18,87) yıl arasında değişmektedir. Tüm hasta gruplarının SCA'ları ortalama 35,44°±10,44°, ductus cysticus, ductus choledochus ve ductus hepaticus communis uzunlukları sırasıyla; 28,91±9,30 mm, 40,28±12,91 mm, 27,09±9,68 mm olarak bulundu. Grup I'deki tüm ölçümler diğer gruplara göre daha yüksek iken, Grup II'deki tüm ölçümler Grup III'tekinden daha yüksekti (p<0,001). Yapılan istatistiksel analiz 33,5º ve üzeri bir SCA'nın koledokolitiazis tanısı için önemli bir kriter olduğunu göstermektedir. Safra kesesindeki taşların safra kanallarına düşmesini kolaylaştıracağından SCA'nın artması koledokolitiazis olasılığını arttırır. Bu çalışma koledokolitiazisi olan hastalar ile sadece kolelitiazisi olan hastalarda SCA'yı karşılaştıran ilk çalışmadır. Bu nedenle bu çalışmanın önemli olduğunu ve klinik değerlendirme açısından yol gösterici olacağını düşünmekteyiz.
  • Yükleniyor...
    Küçük Resim
    Öğe
    Morphometric evaluation of trigeminal nerve and meckel cave with 3.0 magnetic resonance imaging
    (Wolters Kluwer Medknow Publications, 2020) Şen, Selva; Bilgin, Sabriye Şennur; Atasever, Alper
    Introduction: This study aimed to investigate morphometric features of the trigeminal nerve in healthy people on magnetic resonance images. The alterations in the size of the trigeminal nerve in the cisternal region along with aging and asymmetry between the right and left trigeminal nerves were also assessed. The knowledge of normal morphometric properties of the trigeminal nerve may be useful in evaluating patients having trigeminal neuralgia. Material and Methods: This retrospective study included 120 (62 males, 58 female) healthy individuals over 20 years old who had no previous or current cranial pathology. According to age ranges, individuals were evaluated in four groups as 20-29 years, 30-39 years, 40-49 years, and 50 years and older. Besides the long- and short-axis lengths of the trigeminal nerve, long- and short-axis lengths of Meckel cave, as well as the trigeminal-pons angle, were measured using three-dimensional balance fast-field echo sequence with 3T magnetic resonance imaging on the right and left sides.Results: It was observed that the lengths of trigeminal nerve were shorter on the right side in comparison to the left side (mean long axis 0,79 +/- 0,20 cm on the right, 0,86 +/- 0,28 cm on the left, P <0,05; and mean short-axis: 0,36 +/- 0,10 cm on the right and 0,41 +/- 0,17 cm on the left, P <0,05). Moreover, in males, the long-axis length of the Meckel cave was higher on both the right and left sides compared to females (P < 0.05). Discussion and Conclusion: This study shows that, both the width and length of the right trigeminal nerve are shorter compared to left in healthily population. In addition, long axis of Meckel Cave, that is posterolateral to anteromedial extend, was longer on both the right and left sides in males compared to females.Results: It was observed that the long axis (mean: 0.79 +/- 0.20 cm on the right, 0.86 +/- 0.28 cm on the left, P < 0.05) and short axis (mean: 0.36 +/- 0.10 cm on the right and 0.41 +/- 0.17 cm, P < 0.05). Moreover, in males, the long-axis length of the Meckel cave was higher on both the right and left sides compared to females (P < 0.05). Conclusion: This study shows that, both the width and length of the right trigeminal nerve are shorter compared to left in healthily population. In addition, long axis of Meckel Cave, that is posterolateral to anteromedial extend, was longer on both the right and left sides in males compared to females.
  • Yükleniyor...
    Küçük Resim
    Öğe
    Nervus trıgemınus ve ganglıon'unun morfometrik olarak değerlendirilmesi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2016) Şen, Selva; Atasever, Alper
    Bu çalışmada nervus trigeminus ve ganglionunun yer aldığı Meckel boşluğuna ait morfolojik özelliklerin yaş grubu, cinsiyet ve lateralizasyona göre karşılaştırılması ile trigeminal nevraljiye yatkınlığa ilişkin teorilere ışık tutması amaçlanmıştır. Retrospektif olarak yapılan bu çalışmaya hiçbir kraniyal patolojisi bulunmayan 20 yaş üstü bireylerden seçilen 120 (62 erkek, 58 kadın ) olgu dahil edilmiştir. Olgular 20-29 yaş, 30-39 yaş, 40-49 yaş, 50 yaş ve üzeri olmak üzere dört yaş grubuna ayrılmıştır. Olgularda n. trigeminus uzun ekseni, n. trigeminus kısa ekseni, n. trigeminus çapı, Meckel boşluğu uzun ekseni, Meckel boşluğu kısa ekseni ve trigminus-pons açısı sağ ve sol taraflı olarak 3T MRG ile 3D b- FFE sekansı kullanılarak ölçülmüştür. Yapılan istatistiksel analizler sonucunda tüm olgularda sağ ve sol taraflı ölçümler karşılaştırıldığında; n. trigeminus uzun ekseni boyu (sağda ortalama 0,79 ± 0,20 cm, solda 0,86 ± 0,28 cm, p<0,05) ve kısa ekseni boyu (sağda ortalama 0,36 ± 0,10 cm, solda 0,41 ± 0,17 cm, p<0,05) sağ tarafta daha kısa bulunmuştur. Ayrıca, erkeklerde Meckel boşluğu uzun ekseni boyunun kadınlara göre hem sağ hem de sol tarafta daha uzun olduğu saptanmıştır (p<0,05).
  • Yükleniyor...
    Küçük Resim
    Öğe
    Parkinson hastalığında ortaya çıkan konuşma ve ses bozukluklarının nöroanatomik korelasyonu: MRI bulguların analizi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2020) Pençe, Kadriye Betül; Atasever, Alper; Hanoğlu, Lütfü
    Santral sinir sisteminin progresif ve nörodejeneratif bir bozukluğu olan Parkinson hastalığında konuşma ve ses bozuklukları görülmektedir. Bu çalışmada, akustik ses analizleri yapılan orta-geç evre İdiopatik Parkinson hastalarının konuşma ile ilgili nöroanatomik sahalarının hacimleri kontrol grubuna kıyasla incelenerek, parametrelerin akustik ses analizi sonucu elde edilen bulgular ile korelasyonunun saptanması amaçlanmıştır. Bu amaçla 36 katılımcı, sağlıklı kontrol (17) ve İdiopatik Parkinson hastası (19) olmak üzere iki gruba ayrılarak incelendi. Akustik ses analizi için toplanan ses kayıtları Praat yazılımı ile analiz edildi. Hacimsel morfometrik değerlendirme, T1 ağırlıklı MRI görüntülerinde MRICloud ile yapıldı. Parkinson hastalarında kontrol grubuna kıyasla jitter, jitter mutlak, shimmer ve gürültü harmonik oranı parametrelerinde anlamlı farklılık tespit edildi (p<0,05). Parkinson hastalarında bilateral pars triangularis, pars opercularis, gyrus temporalis superior, gyrus temporalis medius, sulcus temporalis, fissura lateralis, gyrus cinguli, bazal önbeyin ve substantia nigra, fasciculus longitudinalis superior, capsula extrema hacimleri anlamlı düzeyde düşüktü (p<0,05). Hasta grubunda temel frekans değerinin bilateral nuclei basales, sağ superior temporal gyrus, gyrus cinguli ve sol fasciculus longitudinalis superior, slvian temporal sulcus hacimleri ile negatif yüksek korelasyonu tespit edildi (r=0,6-0,8). Hasta grubunda sol slyvian temporal sulcus hacmi temel frekans ve jitter mutlak değeri ile, kontrol grubunda ise nucleus caudatus hacmi, jitter ve gürültü harmonik oranı arasında sırasıyla negatif ve pozitif yüksek korelasyonlar saptandı (r=0,6-0,8). Shimmer değerinin çalışmada incelenen nöroanatomik yapılarla yüksek korelasyonu bulunamadı (p>0,05). Parkinson hastalığında konuşma ve ses bozukluklarının yanısıra ilgili nöroanatomik yapılarda atrofi bulguları vardı ve bu bulgular birbiriyle korele idi.
  • Yükleniyor...
    Küçük Resim
    Öğe
    The comparison of piriform aperture, paranasal sinuses, and cranial dimensions
    (Lippincott Williams & Wilkins, 2022) Topal, Esin; Örmeci, Tuğrul; Atasever, Alper
    Objective: Piriform aperture, paranasal sinuses, and the cranium dimensions were compared with each other and we investigated the alterations depending on the age and gender in these structures. Before the endoscopic sinus surgery, anatomic variations in sinusoidal region and the occurring differences should be considered. The detection of these variations plays important roles in the prevention of complications which may happen in surgery or in obtaining a successful surgical result. Materials and Methods: Piriform aperture maximum width, frontal sinuses, sphenoidal sinuses, maxillary sinuses, and craniumwidths and height length was measured from the regions that we were determined. Three hundred ninety three cases'computed tomography images were compared. The individuals without any head trauma, pathology, and surgical history in sinusoidal region were analyzed retrospectively. The detected measurements were studied among the paranasal sinuses, piriform aperture, and calvaria dimensions. Results: It was observed that the dimensions of paranasal sinuses were decreased and the dimension of piriform aperture was increased depending on age. In all individuals, a relationship in positive direction in a manner that piriform aperture width increases as the size of the cranium width increases. Morphologic alterations take place in the dimensions of paranasal sinuses as a result of bone deformations occurring in the bone structure depending age and gender in adult individuals.
  • Yükleniyor...
    Küçük Resim
    Öğe
    TMe ağrılı hastalarda sternocleidomastoid, masseter ve temporalis kaslarının ultrasonografik incelenmesi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2021) Vurgun, Heval Helin; Atasever, Alper
    Temporamandibular bozukluklar çene ekleminde ağrı, ses ve düzensiz çene hareketleri ile karakterize bir klinik tablo olup, maksillofasiyal ağrı sebepleri içinde tedavisi en zor durumlardan biridir. Çiğneme kaslarının fazla kullanılması sonucu kaslarda oluşan gergin bantlardaki tetik noktalardan kaynaklanan ağrı, kas spazmı, hassasiyet ve TME hareket açıklığında kısıtlılık sık görülür. Ultrasonografi orofasial yapıların gelişiminde, çiğneme kaslarının etkilerinin incelenmesinde, kraniofasial deformitelerin düzeltilmesi için yapılan cerrahi operasyonlarda operasyon öncesi ve sonrası durumun karşılaştırılmasının değerlendirilmesinde kullanılabilmektedir. Temporamandibular eklem (TME) ağrısı unilateral veya bilateral olabilir. TME ağrısı çiğneme kasları ile boyun kaslarının hacimlerinde değişikliğe yol açabilir. Bu çalışmanın amacı ağrılı TME rahatsızlıkları olan bireylerde sağ ve sol sternokleidomastoid, temporalis ve masseter kaslarını ultrasonografik olarak incelemektir. Çalışmaya dahil edilen 30 olguya TME ağrılarının değerlendirilmesi için VAS( Visual Analog Skala) yapılmıştır. M. sternocleidomastoideus'un, m. masseter'in ve m. temporalis'in çift taraflı kas kalınlıklarını ultrasonografik olarak incelenmiştir. Sağ ve sol taraf m. sternocleidomastoideus kalınlığı ile VAS arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı sonuç bulunmuştur (p?0,05). Sağ ve sol taraf m. masseter kalınlığı ile VAS arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı sonuç bulunmuştur (p?0,05). Sağ ve sol taraf m. temporalis kalınlığı ile VAS arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı sonuç bulunmuştur (p?0,05). Kas kalınlıkları ve ağrıya bağlı kaslar arası korelasyon istatistiksel olarak anlamlı sonuç bulunmamıştır (p>0,05). Ağrılı taraflar ile VAS arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı sonuç bulunmamıştır (p>0,05). Çiğneme ile ilişkili kas kalınlıklarının temporamandibular eklem ağrısına bağlı bilateral incelenmesi açısından ultrasonografi güvenilir bir yöntemdir.
  • Yükleniyor...
    Küçük Resim
    Öğe
    Türk popülasyonundaki obez bireylerde subkortikal yapılarınmrıcloud yöntemi ile volümetrik analizi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2021) Urul, Beyza Nur; Örmeci, Tuğrul; Atasever, Alper
    Sinir sisteminde cerebral cortex altında yer alan yapılara genel olarak subcortical yapılar denir. Subcortical yapılar, kompleks motor ve motor olmayan birçok fonksiyonun oluşturulmasından sorumludur. Çalışmamızın amacı, Türk popülasyonundaki obez bireylerde, beyindeki bazı subcortical yapıların enerji homeostazı ile obezite üzerindeki rolü hakkında daha fazla bilgi sağlamak ve beyin anatomisi ile BKİ arasındaki ilişkiyi açığa çıkarmaktır. Çalışmaya 18-50 yaş aralığında 80 birey dahil edildi. Bu bireylerden BKİ değeri 30 kg/m2'den büyük veya eşit olanlar hasta grubuna alındı. Obez sınıfındaki bireylerin 22'si erkek, 18'i kadındı. BKİ değeri 18,5 kg/m2 ile 24,99 kg/m2 arasında olan bireyler ise kontrol grubuna alındı ve bu gruptaki bireylerin de 22'si erkek, 18'i kadındı. Subcortical yapılara ait anatomik detay elde etmek için manyetik rezonans görüntüleme (MRG) kullanıldı. MRG sayesinde beyin dokularının lokal konsantrasyon farkları Web tabanlı MRICloud yazılımı ile volümetrik olarak analiz edildi. Elde ettiğimiz sonuçlara dayanarak, obez bireylerde subcortical yapıların beslenme davranışı ve duyusal işlev ile ilişkili olduğunu ve subcortical yapı hacimlerinin BKİ ile ilişkili olarak değiştiğini gözlemledik. Sonuçlarımızdan gözlemlenen yapısal farklılıkların nedenini açıklayamasak da bir ilişki olduğunu bulduk. Obezitede oluşan beyin yapısındaki değişikliklerin biyolojik temeli üzerine gelecekte yapılacak çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
  • Yükleniyor...
    Küçük Resim
    Öğe
    Uyku apneli hastalarda cervical lordoz değerlendirilmesi
    (İstanbul Medipol Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2019) Korkmaz, Ali Osman; Atasever, Alper
    Uyku hayatımızın büyük kısmını geçirdiğimiz bir zaman dilimidir. Bu süreç insanlık tarihinde merak uyandırmıştır. İnsanlar uyku sürecini incelemiş ve bu süreçteki davranışlarımızı öğrenmiştir. Uyku sürecinde insanlarda oluşan önemli patolojilerden bir tanesi de obstrüktif uyku apne sendromu (OUAS)'dur. Apne oluşumu pharynx obstruksiyonuna bağlı olarak gelişmektedir. Bu bölgeyi etkileyebilecek olan birçok kas yapısı mevcuttur. Benzer şekilde pharynx vertebrae cervicales'lerle de komşuluk içindedir. Bu bölgedeki bir yapının fonksiyon bozukluğu bir diğerini de etkileyebileceğini düşünerek bu çalışmayı yaptık. Oluşan apneler kişinin sağlıklı bir uyku süreci geçirmesini engellemektedir. Sağlıklı uyku süreci geçirmeyen kişilerde zaman içerisinde başta kardiyovasküler sistem hastalıkları olmak üzere birçok bedensel ve kognitif bozukluklar oluşabilmektedir. Birçok OUAS'lı kişi hastalığının farkında değildir. Genellikle yakınlarının tavsiyeleri üzerine hastaneye başvuru yapmaktadırlar. Tanı konulması için kullanılan altın standart yöntem polisomnografi (PSG) 'dir. Tanı konmuş kişilerde hastalığın şiddeti, apne hipopne indeksi (AHİ)'ne göre belirlenmektedir. Hastalığın şiddetine göre farklı tedavi seçenekleri mevcuttur. Bunların en başında en yaygın olarak kullanılan tedaviler sürekli pozitif basınç (PAP)'tır. Yapmış olduğumuz çalışmada otuz OUAS tanısı konulmuş hastanın lateral cervical grafileri çekildi. Çekilen bu grafiler incelendi ve ölçümler yapıldı. İki farklı açı ölçüldü bunlardan biri, birinci ve yedinci vertebrae cervicales arasında bir diğeri ise ikinci ve yedinci vertebrae cervicales arasındadır. Yapılan ilk ölçümde anlamlı bir sonuç bulunamamıştır (P 0,133). İkinci ve yedinci vertebrae cervicales'ler arasında yapılan ölçümde AHİ değerleri ve cervical lordoz açıları arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (P 0,019).
  • Yükleniyor...
    Küçük Resim
    Öğe
    Varikosel ve varikoselektomi'nin oluşturduğu anatomik değişikliklerin insan ve hayvanda sperm parametrelerine ve sperme etkilerinin araştırılması
    (İstanbul Medipol Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Şen, Selva; Atasever, Alper; Karabulut, Seda
    Varikosel plexus pampiniformis'teki venlerin anoraml dilatasyonu olup, en sık infertilite sebebidir. Çalışmamızda varikosel hastalarında tanı kriterinde kullanılan ven çapı eşik değerleri ile testis yapısındaki değişiklikler, spermin fonksiyonel ve moleküler parametreleri birlikte ele alınarak, aralarındaki ilişkinin ortaya konulması ve varikoselektomi operasyonunun bu parametreler üzerine etkilerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışma sıçan ve insan olmak üzere iki grupta tasarlandı. Sıçan grubu kontrol, varikosel ve varikoselektomi olmak üzere alt gruplara ayrıldı. Bu gruplar arasında testis ağırlığı, hacmi, histolojisi ve Johnsen skorlama sonuçları, sperm parametreleri, PARP-1 ve ERK 1/2 proteinlerinin ekspresyonları karşılaştırıldı. İnsan grubu kontrol, varikosel ve varikoselektomi operasyonu geçirmiş hastalardan oluşturuldu. Varikosel grubu ultrasonografi değerlendirilmesinde ölçülen ven çapı 3'mm'nin altında olanlar subklinik varikosel, 3 mm üzerinde olanlar klinik varikosel olarak alt gruba ayrıldı. Semen örneklerinde sperm parametreleri, DNA fragmantasyonu, kormatin yapısı, oksidatif stres, PARP ve ERK 1/2 proteinlerinin ekspresyonları karşılaştırıldı. Varikosel modeli oluşturulan ve varikoselektomi geçiren sıçanlarda sol testis hacmi, sperm sayısı ve motiltesi, Johnsen skoru kontrol grubuna göre anlamlı derecede azalma, PARP-1 ekspresyonunda artış bulundu. Varikosel ve varikoselektomi grupları arasında ise bu parametrelerde farklılık bulunmadı. İnsan olgularında kontrol grubuna göre varikosel ve varikoselektomi grubunda sperm konsantrasyon, sayı ve motilitesinde anlamlı derecede azalma, DNA fragmantasyonu, kromatin hasarı ve PARP-1 ekspresyonunda anlamlı derecede artış saptandı. Varikosel ve varikoselektomi grupları ve varikoselin subklinik ve klinik tipleri arasında bu parametrelerde farklılık bulunmadı. ERK 1/2 ekspresyonu ve oksidatif stres index'inde gruplar arasında farklılık bulunmadı. Varikosel, ven çapındaki değişimin derecesinden bağımsız olarak testis ve sperm yapısında hasara neden olur. Varikoselektomi operasyonun fonksiyonelliğin geri kazanılmasında etkisi yoktur.

| İstanbul Medipol Üniversitesi | Kütüphane | Açık Erişim Politikası | Rehber | OAI-PMH |

Bu site Creative Commons Alıntı-Gayri Ticari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile korunmaktadır.


Kavacık, Göztepe Mah, Atatürk Cd. No:40, 34810 Beykoz, İstanbul, TÜRKİYE
İçerikte herhangi bir hata görürseniz lütfen bize bildirin

DSpace 7.6.1, Powered by İdeal DSpace

DSpace yazılımı telif hakkı © 2002-2026 LYRASIS

  • Çerez Ayarları
  • Gizlilik Politikası
  • Son Kullanıcı Sözleşmesi
  • Geri Bildirim